
Pazarlama blogları karnavalın bu haftaki ev sahibi [sobe! meltem gunyuzlu]. Meltem Günyüzlü güzel bir hikaye ile karnaval yazısını sunuyor..

Pazarlama blogları karnavalın bu haftaki ev sahibi [sobe! meltem gunyuzlu]. Meltem Günyüzlü güzel bir hikaye ile karnaval yazısını sunuyor..

Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun!
Atatürk diyor ki;
Daha fazlası için http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/mkataturk.htm ‘yi ziyaret edebilirsiniz.

Kurumsal web sitelerinin ziyaretçi çekme konusunda çok fazla şansları yok. Zira internet kullanıcılarının ücretsiz hizmet alabilecekleri binlerce site arasından sizin ürün ve hizmetlerinizin tanıtımının yapıldığı, dijital bir katalog mantığıyla çalışan bir web sitesine gelmeleri ve vakitlerini geçirmeleri için çok fazla bir sebep yok.
Bu durumda yapılması gereken, ürünlerinizi/hizmetlerinizi ve hedef kitlenizi esas alarak markanıza uygun bir web sitesi üretmek.
Biraz önce RSS okuyucuma gelen bir site tanıtımında takenote.com.au web sitesini gördüm. Bu sitenin amacı kısa bir not yazıp kendinize, bir arkadaşınıza veya yabancı birisine göndermeniz. Yazdığınız notları sitenin mesaj galerisine kaydedebilirsiniz. Ayrıca önceden kaydedilmiş bir mesajı da okuyabilirsiniz
Web sitesi ziyaretçilerin sıkça ziyaret etmek isteyebilecekleri bir içeriğe sahip olmasa dahi dikkat çekme, tavsiye etme ve konuşturtma gibi çok önemli özelliklere sahip. Bir internet projesi olarak çokta maliyetli bir proje değil. Flash tekniği, uygun bir kodlama ve bir veri tabanı ile çözülebilir.
Genel olarak hiç birimiz bir kalem üreticisinin web sitesini durup dururken ziyaret etmeyiz. Etsek bile bu siteyi arkadaşlarımıza tavsiye etmeyiz. Herhangi bir arkadaş ortamında siteden bahsetmeyiz.
Ama kurumsal site yerine takenotecom.au gibi uygun bir alan adı altında hazırlanan bu web sitesi RSS okuyucumda takip ettiğim ve çok başarılı bulduğum bildirgec.org yazarları tarafından farkedildi. Bildirgec.org’ta bir tanıtım yazısına dönüştürüldü. Ben siteyi ziyaret ettim, beğendim, bu site hakkında bir yazı yazdım, sizlere tavsiye ettim ve yeri geldikçe örnek olarak anlatacağım. Sizde bu siteyi ziyaret edeceksiniz ve ilginç bulursanız arkadaşlarınıza e-posta ile tavsiye edeceksiniz. Arkadaş sohbetlerinde bu siteden bahsedeceksiniz.
Peki, kurumsal bir web sitesi kendinden bu kadar bahsettirebilir mi?
Gelin basit bir test tapalım. Bu sitenin sahibi bir çoğumuzun tanıdığı yabancı bir marka. Staedtler.
http://www.staedtler.com.au ve http://www.takenote.com.au web sitelerini ziyaret edin.
Hangi site en çok aklınızda kalacak? Hangi siteyi bir arkadaşınıza bahsetme ihtiyacı hissedeceksiniz?
Bir kalem’in en ciddi rakibi herhalde klavyedir. Kalem bile klavyenin kullanıldığı bir ortamda başarılı bir interaktif pazarlama uygulaması yapabiliyorsa, sizin ürününüze uygun başarlı bir interaktif pazarlama fikri mutlaka vardır.

Başlığı aldanıp bu yazımda futbolla ilgili bir konuya deyineceğimi sananları hemen uyarayım. Web 2.0 bu yazımın konusu. Başlığımı atarken bana ilham veren ise ülkemizdeki şirketlerin hâlâ internetin önemini anlayamamış olması, yedi sekiz sene öncesinde kalmış yaklaşımlarla daha yeni yeni tanışmaya başlamış olmaları.
Milli Futbol takımımıızın ve kulüp takımlarımıızın yurt dışında oynadığı maçlarda, maç anlatanlardan ( spiker gibi bir kelimeyi kullanmak istemedim ) duymaya alıştığımız bir ifadedir bu.
Galatasaray’mı, Fenerbahçe’mi yoksa Beşiktaş’mı şampiyon olacak diyerek futbolumuzda bir türlü gelişim sağlayamamamızın, kendi içimizde başarılarla yetinip yurt dışını çıkınca şaşırıp kalmamızın bir göstergesidir aslında bu cümle.
Edirne’den dışarı çıkamayan şirketlere, yurt dışında albümü satmayan sanatçılara, Avrupada başarılı olamayan sporculara, kısacası kendi içine kapalı bir başarı sistemine mahkûmiyetimizin futbola yansıyan sloganıdır.
Peki, nedir bu web 2.0?
2.0 ifadesi önceden hazırlanmış bir programın veya yazılımın yeni sürümü olarak algılansa da web 2.0, web sitelerinin yani internet şirketlerinin kullanıcılara olan yaklaşımının değişimini simgeliyor.
Bu yaklaşımın temelinde ise internet kullanıcılarına bir içeriği veya sınırları çizilmiş uygulamaları sunmak yerine, onlara mümkün olan en fazla esnekliği sunmak, içeriğin kullanıcılar tarafından oluşturulmasına olanak sunmak ve bu içeriklerin başkaları ile paylaşılabilmesini sağlamak yatıyor.
Teknoloji ve yazılım alanındaki gelişmelerin de web 2.0’ın oluşmasına katkısıda yatsınamaz derecede. Global anlamda internet bağlantısı ve veri depolama maliyetlerindeki düşüş, bununla birlikte bağlantı hızlarındaki artış ( işallah ülkemizde bu durumdan bir gün nasibini alır ), Ajax gibi esnek programlama tekniklerinin daha fazla kullanılmaya başlanması, web 2.0 uygulamalarının ortaya çıkabilmesinde önemli faktörler arasında yer alıyor. Youtube’da depolanan video görüntülerinin web sunucularında ( serverlar’da ) kapladığı alan ve bu videoların görüntülenmesi için kullanılan bant genişliği bu duruma en iyi örnek.
Web 2.0’ın doğmasında diğer önemli pay sahibi ise Reklamveren’in internete olan ilgisinin ve bütçelerinin artmış olması. Web 2.0 sitelerinin bir çoğu kullalanıcılara tamamen ücretsiz hizmetler sunuyor. Bu hizmetleri sunarken oluşan maliyetlerin karşılanabilmesi, en önemlisi kâr edilebilmesi için en önemli kanalı reklâm gelirleri oluşturuyor.
Web 2.0’ın oluşmasında sunduğum teknolojik mailiyetlerin düşmesi ve reklam gelirlerinin artması şeklindeki temel avantajlar ülkemizde maalesef görülemiyor. Internet bağlantı hızımız yavaş, kullanıcıların bağlantı maliyetleri yüksek, web 2.0 web sitelerini oluşturacak şirketler için sunucu ve veri trafiği maliyetleri yüksek. Ve en önemlisi reklamveren henüz web 1.0’ı bile anlayabilmiş değil. Henüz ismini duyduğu ama geri getirisini tam olarak analiz etmediği büyük portallere küçük bütçeler ayırmakta.
Bu duruma rağmen ülkemizde başarılı web 2.0 örnekleri mevcut. Bunun sebebi ise kullanıcı odaklı düşünebilen, teknolojinin sunduğu önemli yazılım fırsatlarını iyi kullanabilen başarılı insan kaynağımızın olması.
go2web20.net web sitesinde başarılı örnekleri görebilme olanağına sahip olacaksınız.
Web 2.0 hakkında başarılı yorum ve analizleri ile dikkat çeken Arda Kutsal’ın hazırladığı webrazzi.com’u da mutlaka takip etmenizi öneriyorum.
Hepimize iyi bayramlar.

Perakende.org’da biraz önce Danone’a ait bir basın bülteni dikkatimi çekti. Haber şöyle;
Danone Türkiye İmza Toplayacak Fransa’ya 100 Bin Mektup Gidecek
Osmanlı tebasından kökleri Selanik’e kadar uzanan, İspanya’dan Fransa’ya göç eden bir ailenin Türklerden öğrendiği tarifle kurduğu Danone da sözde Ermeni soykırımının inkarını suç sayan yasa tasarısını kabul eden Fransız Meclisi’ne karşı atağa geçti.
Danone’un kurucularının köklerinin Osmanlıya dayandığının ve Danone’un Türklerden öğrenilen tarifle kurulduğunun belirtilmesi ise beni bayağı şaşırttı.
Zira Danone web sitesinde haberlere ve basın bültenlerine ulaşılamadığını eleştiren bir yazı için Danone’un Türkiye web sitesi ve Global web sitesini çok kısa süre önce incelemeştim. Bu tip bilgilere rastlayamamıştım.
Türkiye web sitesindeki metinlerde Danone’un 1960 yılında cam endüstrisinde faaliyet göstermek üzere kurulduğu yazıyordu. Global sitedeki söylemde aynı idi.
Danone’un Global web sitesindeki ürün sayfalarına baktığınızda yoğurt tarifinin Türklerden öğrenildiğine dair bir yazıya da rastlayamıyorsunuz. Ayrıca Danone’un Fransız meclisine karşı tepkisini gösteren bir basın bülteni Danone Global web sitesinde de yer almıyor.
Basın bülteninde belirtilenler, Danone Türkiye web sitesinde yer alan açıklamalar ve Danone Global web sitesi kendi içinde bir çelişki oluşturuyor.
Internet’in aranılan bilgiye kolayca ulaşılabilmesini sağladığını Pazarlama İletişimcilerinin unutmaması, bu tip metinleri hazırlarken çok daha dikkatli olması gerekiyor.
Danone’un Türkiye’de yayınladığı basın bülteninde yer alan “Osmanlı tebasından kökleri Selanik’e kadar uzanan, İspanya’dan Fransa’ya göç eden bir ailenin Türklerden öğrendiği tarifle kurduğu Danone” ifadesinin Global Danone web sitesinde de yer alması, haberde geçen 100 bin mektuptan bence çok daha önemli.
Danone Türkiye bu ifadeyi Global Danone web sitesine taşımayı başarırsa bence çok daha etkili bir pazarlama çalışması yapmış olacaktır.

Biraz önce e-posta kutuma bir mesaj geldi. bedd@bedd.org.tr e-posta adresinden gelen mesajda hiçbir yazı bulunmuyordu. Sadece bir resim vardı. Resmin adı “bizim çocuklarımız” olunca merak ettim ve baktım.
Bedensel engellilerle dayanışma derneğinden gelen bu mesajda yer alan resmi sizlerle paylaşmak istedim.
Derneğin web sitesi bence çok güzel. Sitede yer alan gönül dostlarımız sayfası sayesinde birçok markanın derneğe desteğinden haberdar olabiliyorsunuz. Bu sayfada yer alanlara kendi adıma çok teşekkür ediyorum.
Bloggerlara ise bir çağrı yapıyorum. Sizde bir yazınızda bu web sitesine veya bedensel engellilerle ilgili bir yazıya yer verirseniz, eminimki sizde çok önemli bir katkıda bulunacaksınız.
Belki de bir yazınızla bir kişinin hayatının değişmesini sağlayacaksınız!
Haydi, klavye başına…

Google YouTube’u alıyor, aldı, alacak derken, satın alma haberi geçen hafta yayınlandı. Birçok farklı kanaldan duyduk bu haberi. Peki, bu haber Google tarafından dünya’ya nasıl yansıtıldı? Google’ın bu konuyla ilgili basın bültenine nasıl ulaşabiliriz?
O kadar kolay ki. Google.com.tr adresine girin. Google hakkında bağlantısına tıklayın. Basın bağlantısını göreceksiniz. Ona tıkladığınızda Google’a ait Blog sitesi blogspot’ta Google’ın kendi basın sayfasına ulaşacaksınız. Üç tık’la Google’un basın sayfasına ulaşmış oldunuz. Konu ile ilgili basın bülteni karşınıza çıktı bile.
Birde satın alınan tarafa bakalım. YouTube’un web sitesine girdim. Ana sayfadaki About us ( hakkımızda ) bağlantısına tıkladım. Açılan sayfada Press room ( basın odası ) bağlantısına tıklayıp ilgili basın bültenine ulaştım. Yani iki tık!
Şimdi Türkiye’den bir örneğe bakalım. Mynet Türkiye’nin en büyük portallarından bir tanesi. Başarı hikâyesinin başlangıcında ücretsiz e-posta adresi vermesi yatıyor. Zaman içerisinde servislerini geliştirerek Türkiye’nin lider Internet şirketleri arasında yer aldı.
Geçtiğimiz günlerde Mynet’in beyazperde.com’u satın aldığını duyduk. Bu sefer Mynet web sitesine girdim. Bayağı uğraştım ama Google’daki gibi bir hakkımızda sayfasına veya basın bültenlerine ulaşabileceğim bir sayfaya ulaşamadım. Yani Mynet’in web sitesinde Mynet’in beyazperde.com’u satın aldığına dair bir basın bültenine ulaşmak mümkün değil.
Birde satın alınan taraf olan beyazperde.com web sitesine bakalım. Burda da hakkımızda gibi bir sayfaya ulaşamıyorsunuz. Künye gibi bir sayfa var ama açıklayıcı bir bilgi yok. Ayrıca basın bültenlerine ulaşabileceğiniz bir sayfada yok. Dolayısıyla beyaperde.com’un Mynet tarafından satın alınması ile ilgili bir habere ulaşamıyorsunuz.
Google ve YouTube satın alma haberini resmi bir basın bülteni ile kendi web sitelerinden tüm Dünya’ya duyururken, Mynet ve beyazperde.com web sitelerinde hiçbir resmi basın bülteni yer almıyor.
Aklıma Yapı Kredi’nin o güzel reklâm’ı geliyor.
Anlayış farklı, kültür farklı, felsefe farklı…

Bu sabah Nuran Yıldız’ın Sabah gazetesindeki köşesinde Yapı Kredi’nin yeni logosu ile ilgili yazısını okuduktan sonra bende Nuran hanım’ın talebine bir yenisini ekliyeyim dedim. Yapı Kredi’den “kaybolmayan site menüsü” istiyoruz!
Nuran Yıldız yeni logo hakkında şunları söylüyor;
Yapı Kredi’den “kaybolmayan logo” istiyoruz!
Koç logosunu Yapı Kredi’nin yanına konması durumun bütünleşme değil birleşme olduğunun altını çiziyor. Değişimin dirençle karşılaşması doğal. Ancak güçlü bir logonun karşısına güçlü potansiyeli olan logo koymak gerekir. Binaya değil, renklere giden müşteri için, gri metal koçla ve daha sönük bir mavilaci arası renkle banka kayboldu. Logonun gri metali, şube ve atm’leri silikleştirdi, basılı malzemede ise kayboldu. Dahası kullanılan gri metalin çevrenin renklerini yansıtması, bankanın bulunduğu yerde kaybolmasına yol açıyor.
Web sitesi ile ilgili kapsamlı analizlerimi bir başka yazıda sizlerle paylaşacağım. Ama Yapı Kredi sitesindeki önemli bir sorunu bir an önce sizlerle paylaşmak istedim.
Logoyu aramak için web sitesini incelerken Yapı Kredi web sitesinde önemli bir navigasyon ( site menüsü ) sorunuyla karşılaştım. Sitenin ana yapısını oluşturan başlıklar alt sayfalara girince kayboluyor. Bu da sitenin ana yapısını görmek için tekrar ana sayfaya dönme mecburiueti oluşturuyor.
Bu karmaşık yapı içinde başka bir hata daha dikkatimi çekiyor. Siteyi ziyaret edenlerin Yapı Kredi ile ilgili haberlere ulaşması için “Yapı Kredi’den haberler” şekline bir ana başlık hazırlanmış. Haberlere buradan ulaştığınızda sorunu fark etmiyorsunuz. Fakat “Yapı Kredi hakkında” ana başlığına tıkladığınızda açılan alt sayfada “Basın odası” alt menüsü var. Buna tıkladığınızda alt başlıklar menüde akarak geliyor. Ve karşınıza “Basın bültenleri” linki ( bağlantısı ) çıkıyor. Tıkladığınızda açılan sayfa ilk başta bahsettiğim Yapı Krediden haberler sayfasıyla aynı.
Sorun burada başlıyor. Bu sayfaya gelirken kullandığımız site menüsü kayboluyor. Ve karşınıza başka bir alt menu geliyor. Yani Yapı kredi hakkında, basın odası, basın bültenleri şeklinde kattetiğiniz yolu geri dönmek istediğinizde karşınıza çıkan menüler değişiyor.
Muhtemelen kafanız karıştı. Karışması doğal. Çünkü Yapı Kredi web sitesi navigasyonu ( menüsü ) pekte başarılı değil.
Alt sayfalara girdiğinizde ana menüyü görmek için Ana sayfaya dönmeniz gerekiyorsa, bu menüde ciddi bir sorun var demektir.
Hâl böyle olunca Nuran Yıldız’ın kaybolmayan logo talebine bende yeni bir talep ekleyeyim dedim.
Yapı Kredi’den “kaybolmayan site menüsü” istiyoruz!

Marketingist’in son günü olan 1 Ekim Pazar günü gerçekleşen bir toplantıda Günseli hanım’dan Zaman gazetesindeki yazılarının artık Pazartesi günleri yayınlanacağı öğrendim. Yazısında sanal medya ile ilgili bir örnek yazıdğını söyledi bizlere.
Bugün ilk işim Günseli hanım’ın Zaman gazetesindeki yazısını okumak oldu.
Yazı şöyle;
Firmalar ‘sanal medya’yı asla hafife almasın
18 Eylül 2006 tarihinde Danone reklam filmini, anne ve babaları etkileyen unsurları içerdiği için etkili bulduğumu ifade ettiğim yazıma pek çok e-posta geldi. Barbaros Küçükoğlu’ndan gelen mesaj ise kısaca şöyle: “Danone’nin, çocukların gelişimine katkıda bulunacağını iddia ettiği Danino isimli ürününde, aslında zeka geriliği yapacak katkı maddeleri vardı. Bu haber de bir ziraat profesörünün yazısına dayandırılmıştı. Elektronik postaları ve adı geçen yazıyı Danone’nin halkla ilişiler ajansı Ünite İletişim ve Tanıtım Hizmetleri’ne gönderdim. Cevap, markanın direktörü Ayşe Çınar Yağcı’dan geldi. Yağcı’nın mesajında, konunun düzmece olduğu ifade edilirken, habere kaynak olduğu ifade edilen profesörün yazının kendisine ait olmadığı açıklamalarına da yer verilmişti. Konuya ilişin hukuki işlemlerin başlatıldığı ifade edilen mesajda, sürecin devam ettiği bildiriliyordu.” Bilgi paylaşımı ve hızına ilişkin kolaylıkların yanı sıra farklı amaçlarla kullanılmasında yaşanacak sıkıntıları göstermesi açısından Danone ilginç bir vaka. Geçen hafta sanal mecranın giderek güçlenen yanı olarak blog, blogger, blogspot demiştim. Markalara buradan bir çift söz: Bu alanlara dikkatli bakınız ve göz ardı etmeyiniz.
Yazıyı okur okumaz www.danone.com.tr web sitesine girdim. Site içerisinde Danone haberlerine veya basın bültenlerine ulaşabileceğim sayfayı aradım. Bulamadım. Hata bende tabi. Site menüsünde site haritası diye bir başlık var. Oradan baksana.
Hemen site haritasına tıkladım. Ve yukarda gördüğünüz görüntü çıktı karşıma. Maalesef Danone’den haberler veya basın bültenleri web sitesinde yok.
Web sitesi gibi bir fırsat varken neden kullanılmamış? Neden Günseli hanım’ın yazısında bahsettiği konulara açıklık getirilmemiş?
Reklâm filimlerinin görüntülerini web sitesine koymayı unutmayan Danone, web sitesinde haber yayınlama ihtiyacı hiç hissetmemiş.
Kabul, internet’i etkin bir şekilde kullanmıyorsunuz.
Sadece kurumsal bir web sitesi ile yetineceksiniz.
Peki, haberleriniz nerede? Basın bültenleriniz nerede?
Çok şey mi istiyoruz?


Son Yorumlar