Aylık Arşiv December, 2006

2006 yılına damgasını vuran Türkçe web sitesi sizce hangisi?

231206_2006damga.jpg

Türkçe içerikli web sitelerinin sayısı her geçen gün artıyor.
Internet kullanıcılarının hiç para harcamadan veya çok cüzzi paralarla kendi içeriklerini oluşturabilmesi ve paylaşabilmesi, ki genel anlamda biz bunu web 2.0 olarak tanımlıyabiliriz, ilgi çeken bir çok web sitesinin ortaya çıkmasına sebep oldu.Dün Milliyet’te 2006′ya damga vuran siteler başlığı altında bir yazı yayınlandı. Bu yazıdaki web sitelerinin tümü yabancı siteler. İnsanın aklına Türkiye’de hiç mi web sitesi yok sorusu geliyor.

Gelin bu sorunun cevabını beraber verelim.
2006 yılında en beğendiğiniz web sitesi veya web siteleri nedir diye sormak istedim sizlere.
Bu bir banka web sitesi olabilir. Veya bir e-ticaret sitesi. Yada kişisel bir blog.
Konu veya sektör sınırlaması yapmadan 2006 yılında size “iyiki var” dedirten web sitelerini yorumlarınızla yazmanızı rica ediyorum.

Benim ilk akılma gelenler yeni nesi web siteleri. Kopya çekmek isteyenler webrazzi.com’a bakabilir.

Yorumlarıyla katkıda bulunacak herkese şimdiden teşekkürler.

Bloggerlara basın bülteni gönderen PR ajansı var mı?

PR ajanslarının çok önemli görevlerinden bir tanesi müşterilerinin basın bültenlerini hazırlamak ve ilgili basın mensuplarına göndermektir.

Basın mensuplarına basın bülteni göndermemin amacı, kurum/şirket ilgili haberi kaynağından duyurmak ve topluluğa hitap eden yayınlarda yer almasını sağlamaktır.

Internetin gelişimi ile birlikte Türkçe içerikli, irili ufaklı onlarca portal ortaya çıktı. Son iki sene içerisinde çok ciddi sayıda takipçileri olan bloggerlar oluştu.

Yani basın mensupları kadar internet yayıncıları ve blog yazarlarıda belirli topluluklara hitap etmeye başladılar. Özellikle bloggerlar ile takipçileri arasında samimi ve sıkı bağlar oluştu.

Yazımın başlığında sorduğum sorunun cevabı ise maalesef  “Hayır”. Bana hiç gönderilmedi. Tanıdığım birçok blogger’a basın bülteni gönderen PR ajansı ben henüz duymadım.

PR ajansları basın yayın organlarında müşterilerinin haberlerini yayınlatmak için çok yoğun çabalar sarfederken ( bazıları birkaç basın mensubuna sadece e-posta göndererek bir sonuç elde etmeye çalışıyor ), bloggerlar gibi viral etki yaratma gücü çok yüksek olan fırsatları değerlendirmiyorlar.

PR ajansı, müşterisinin haberini duyurma fırsatı olan bloggerları neden kullanmak istemesin ki?

Birçok PR ajansının kendi web sitesi yok. Birçoğu müşterilerini, basın bültenlerinin kurumsal web sitelerinde yayınlamaları konusunda uyarmıyor. Genel olarak PR’cıların internet’i kendi işleri lehine kullanmak için yaptıkları tek şey e-posta gönderiyor olmak.

Bu gerçekten yola çıktığımızda sorunun iki cevabı olabilir. Blog nedir bilmiyorlar veya bir bloggerın ilgili basın bültenini yazısında değerlendirmesinin önemli olduğunu düşünmüyorlar.
PR ajansları ne yapmalı?
Gelişmiş batılı ülkelerde, PR ajansları basın bültenlerini hazırlarken blogları da esas alıyorlar. Bültenlerini bloggerlara mutlaka gönderiyorlar.

Türkiyede PR ajanslarına tavsiyem müşterilerinin ürün ve hizmetleriyle örtüşen Blog yazarlarını tespit etmeleri. ( Birçok blogger kendi web sitesinde e-posta adresini yayınlıyor. Bir günlük bir çalışma isehedef kitlenize uygun içerikler yazan bloggerları tespit etmek mümkün. )

Onlara basın bültenleri göndermeleri. Basın toplantılarına davet etmeleri. Deneme amaçlı ürün göndermeleri. Kısacası bloggerlara bir basın mensubu gibi yaklaşmaları.

En önemlisi tavsiyem ise samimiyetten uzaklaşmamaları. Aksi takdirde çabaları ters tepecektir.

Doğum günüm kutlu olsun!

 

181206_dogumgunu.jpg

Bugüne kadar kendi kendimin doğum günümü hiç kutlamamıştım.
Bu da bir ilk oldu.
Evet bugün benim doğum günüm. Yeni yaşım 34.
Blog yazma yaşım 1.
Geçen sene bugün blog yazmaya başlamışım.
6.Pazarlama zirvesinde dinlediğim bir konuşma, blog yazma konusunda beni motive etmiş idi.
Bugüne kadar 81 yazı yayınlamışım. Bunların bir kaçı Pazarlama Blogları karnavalının duyurumu olsa 70 yazı diyebiliriz.
Haftalık ortalama 1.5 yazı. Fena değil.

Blog yazarlığı sayesinde yeni arkadaşlar da edinme fırsatım oldu.
Marketing Türkiye’nin verdiği ivme ile pazarlama konusunda yazan bloggerlar ile tanıştım.
Çeşitli dönemlerde bir araya geliyoruz. Bu da ayrı bir keyif.

Yukarıdaki pasta Beyaz Fırın web sitesinden alındı. Herkes istediği pastadan istediği kadar alabilir.

Bugün doğan herkesin doğum günü kutlu olsun.

Pazarlama blogları karnavalı

Bu haftanın ev sahibi Arda Kutsal.
Arda Kutsal’ın karnaval yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Çıplak sohbetler

İki hafta önce yazdığım bir yazımda, tarafımdan okunmak için sırasını bekleyen kitaplardan bahsetmiştim. İşlerin yoğunluğu nedeniyle yazı yazmaya da fazla vakit bulamıyorum.

Bende en fazla okuma heyecanı yaratan Çıplak sohbetler kitabı. Bu kitabı MediaCat  ailesiyle tanıştığım bir toplantıda hediye almıştım. Kitapla birlikte Mediacat’in Aralık sayısı da elime geçti. Yoğun olarak reklâm dünyasını ilgilendiren içeriği olduğunu düşündüğümden dolayı çok aktif olarak takip etmediğim MediaCat dergisinin Aralık sayısında ciddi bir değişim olduğunu fark ettim. Bu değişim ne zaman oldu bilemiyorum. Ancak bundan sonra MediaCat’i de aylık okunması gereken dergiler listeme ekledim.

Geçtiğimiz hafta Pazarlama zirvesinin ikinci gününde bir iş toplantısı için iki saatliğine Akmerkez’de bir ofis’e gittim. Gitmeden önce, daha önce telefonla konuştuğum ve ilk defa tanışacağım yöneticiye, zirvede yer alan MediaCat stantından aldığım bu kitabı hediye olarak götürdüğümü de söylemem de fayda var.

Çıplak sohbetler 286 sayfalık bir kitap. Ben henüz 26 sayfasını okuyabilmişim. Bu 26 sayfa içerisinde kırmızı kalemimle üzerlerini çizdiğim birkaç cümleyi sizinle paylaşmak istiyorum;

 

  • Bu kitap, iş dünyasının ve müşterilerin birbirleriyle iletişim kurmak için benimsemiş oldukları yöntemleri tepeden tırnağa değiştiren b,r devrimi konu almaktadır. İş dünyası ve müşteri arasında anlayış ve güvenin oluşmasını engelleyen her türlü zırvalığın ortadan kaldırılması hakkındadır.
  • Blog yayınlamak, müşterileriyle daha fazla yakınlaşmak isteyen iş dünyası için yazılnızca akıllıca bir yöntem değil, gerekliliktirdir de.
  • Yeni blogcula giderek daha fazla “iş” konuşmaktadırlar.
  • Blogcular birbirleriyle yalnızca konuşurlar. Gramer hataları yaparlar. Bir konudan diğerine, sonra tekrar eski konuya atlarlar. Sorular sormak, önerilerde bulunmak ve savları sorgulamak için birbirlerinin sözünü keserler. Bu konuşmalar aralarında güven oluşmasına yol açar.
  • Yazar-düşünür Arthur Schopenhauer bir keresinde şöyle bir gözlemde bulunmuştu: “Tüm doğrular üç aşama gerçirir: Onlarla önce alay edilir, sonra şiddetle karşı çıkılır, en sonunda da apaçık oldukları için kabul görürler.”
  • Blogculuk basit bir görüşmenin anında küreselleşmesini mümkün kılan ilk teknolojidir. Blogculuk, şirket iletişimin asırlardır denetim altında tutanlardan koparak merkezilikten uzaklaştırılan ilk yöntemdir ve benzer konulara ilgi duyan insanlar arasındaki ilişkileri kısıtlayan coğrafi sınırların birçoğunu ortadan kaldırır.
  • Mart 2005 itibariyle Microsoft’ta bin beş yüzün üzerinde faal “blogcu” yer almaktaydı.

Şimdilik notlarım bu kadar. Daha önce bu kitabı bitiren veya halen okuyanlarda kendi yorumlarını paylaşırsa sevinirim.
 

Pazarlama Zirvesi’nin iki Ali’si!

 

100706_pazarlamazirvesi3.jpg

Geçen hafta gerçekleşen Yedinci Pazarlama Zirvesi ile ilgili izlenimlerimi anlatacağım bu yazımın başlığına, zirve de benim açımdan en keyifli geçen konuşma ve performanslara damgasını vuran iki üstadın ismini vermeyi uygun gördüm.
Ali Saydam ve Ali Poyrazoğlu! Kurumsalhaberler.com olarak sponsorları arasında yer aldığımız Zirveyi Cuma akşamı evde değerlendirirken, Aslı da ( eşim – iş ortağım ) bende, tanıdığımızı zannettiğimiz insanları aslında hiç tanımadığımızı, bu zirvenin bu iki Ali’yi tanımak adına ne denli büyük bir fırsat olduğu konusunda hem fikir idik.

100706_pazarlamazirvesi.jpg

Ali Saydam
Pazarlama zirvesi çapraz oturumlarıyla katılımcısına alternatif konuşmaları dinleme fırsatı sunmak gibi çok önemli bir özelliğe sahip. Mey İçkinin “Bir koy üç al” konulu toplantısını yöneten Ali Saydam’ı dinlemek üzere salona gittim. Önden ikinci sıraya oturdum. Bu arada Aslı ve Filiz ( Netpoint ekibinden arkadaşımız ) Hulusi Derici’yi dinlemek üzere başka bir salona gitmiş idi.

Ali Saydam salona girer girmez herkesi etkisi altına alacak eğlenceli konuşmasına başladı. Baktım Ali Bey çok eğlenceli ve salona hakim, telefonumla kısa video kaydı almaya başladım. Bu arada salona geç giren hanımlara “Arkalara oturmayın hanımefendi. Gelin öne buyrun” şeklinde takılmaya başladı. Hanımlar geldi hemen benim yan tarafıma oturdular. Bende telefonla çekim yaparken döndüğümde gelen hanımların Aslı ve Filiz olduğunu farkettim. Hulusi Derici’nin konuşmasında yer bulamayınca onlarda bu konuşmayı dinlemeye gelmişler. Detaylara girersem yazı çok uzayacak. Ancak Ali Saydam’ın benim Aslının eşi olduğunu öğrendiği komik bir diyalog geçtiğini belirtmemde fayda var.

Toplantıda özetle Mey içkinin satış ekibinin sahaya bağajlarında ürünler ve mobil cihazlarla çıkarak anında faturalı satış yapabildikleri anlatıldı. Bu sistemle yılda 150 milyon veri toplanabiliyor. Ve bu veri Mey İçkiye oldukça faydalı oluyordu.

Toplantı bitiminde Aslı ile Ali bey’in yanına gittik. Kendisine “Ali bey. Aslı hanım zirvenin sponsorlarından olan Kurumsalhaberler.com projesini yönetiyor. Ve sizin bir yazınızda Kurumsalhaberler.com ile ilgili görüşlerinizi yazmanızı merakla bekliyor.” dedim.

Ali Saydm yanında bulunan “İtibar Yönetimi“  adlı kitabın yazarı Salim Kadıbeşegil’e dönerek “Salim bak Kurumsalhaberler.com burada” dediğinde Salim bey “Evet. Çok güzel bir site. Takip ediyorum” diye cevapladı. Ali Saydam ise “Bültenleriniz geliyor. Ancak haberleri okumak için üyelik gerektiği için takip edemiyorum” diyerek Aslı’ya inceleyeceğini belirtiyor.

Kısa sohbet sırasında bende bir blog yazarı olduğumdan, pazarlama karnavalımızdan ve geçen haftaki ev sahipliğim döneminde Selim Tuncer ile yazılı paslaşmalarını yazdığımız belirtiyorum. Ali Saydam, Selim Tuncer ile bizzat tanışmadığını ancak kendisi seviyeli ve içi dolu yorumlarla ile eleştiren ilk kişi olduğu için memnun olduğunu belirtiyor.
Yukarıdaki fotoğrafı çektirerek bu güzel sohbeti bitiriyoruz.

Bu toplantı sayesinde Ali Saydam’ın oldukça espirili ve cana yakın bir insan olduğunu öğreniyoruz.

100706_pazarlamazirvesi2.jpg

Ali Poyrazoğlu

Ali PoyrazoğluZirvenin ikinci günü büyük salonda Ali Poyrazoğlu kapanış gösterisini yaptı. Gösteri diyorum ama kendisininde bizzat söylediği gibi zirveyi 1.5 saatte adeta anlatan bir sunumdu aslında bu.

1.5 saat hiç durmadan konuşan, 45 dakika güldüren, 45 dakika öğreten, öğretirken güldüren, güldürürken öğreten, sanatçı ne demektir adeta tanımlayan bir performans ile zirveye damgasını vuran kişi bizce Ali Poyrazoğlu idi.

Hepimizi güldüren, yenilikçiliği anlatan eğlenceli gösterisinden aklımda kalan sözleri şöyle;

“Düşünüyorum öyleyse varım” yerine “Çalkalıyorum öyleyse varım” tanımını yapıyor kendisi. Sözün orjinalinin tam çevriminin bu olduğunu söyleyen Ali Poyrazoğlu, çalkalamayı beynimizin içine aldığımız bilgileri birleştirip, adeta çalkalayıp, bir yere varabiliyorsak var olduğumuzu söylüyor.

Yakını görmenin uzağı görmekten zor olduğunu, yakındakilere farklı bir bakış açısıyla bakabilmenin öneminden bahsediyor.
Hayal gücünün bilgiden önemli olduğunu anlatıyor. Sadece bilginin hiçbir işe yaramadığını, hayal eden insanın başarılı olduğunu anlatıyor.

Başarı, kariyer, para gibi kavramların tümünün aslında mutluluk için bir araç olduğundan bahsediyor.
Ve en önemlisi iş dünyasınında, moda dünyası gibi, her sene bir kavram tanımladığını ve bu kavramlar üzerine konuştuğunu, muhtemelen önümüzdeki senenin kavramlarının “Redefinition – yeniden tanımlama” olduğunu söylüyor.

Bir sanatçının iş dünyasını, pazarlamayı, yenilikçiliği bu kadar iyi bir şekilde tanımlayabildiğine şahit olmak açıkçası benim için çok şaşırtıcı bir deneyim oldu.

Bu arada, zirveye katılanlar Sony’nin sunduğu keyifli anları yaşadılar. Play Station 3’le araba yarışları, profesyonel ve amatör fotoğrafçıların Sony kameralar ile katılımcıların fotoğraflarını çekmesi ve baskılı bir şekilde hediye etmesi, kapanışta bir kişiye hediye edilen Sony Vaio gibi etkinlikler ile Sony, katılımcılar üzerinde oldukça olumlu bir izlenim bıraktı.

Eventus tarafından her sene Aralık ayında düzenlenen Pazarlama zirvesinin en büyük özelliği çapraz oturumlarıyla katılımcılarına alternatifler sunumlara katılma, dilediği konuşmacıyı dinleme olanağı sunuyor olması.

Yenilikçinin büyüme rehberi temasıyla oldukça başarılı geçen yedinci pazarlama zirvesinden sonra, Sekizinci pazarlama zirvesini heyecanla beklemeye başladık bile.

Altın Örümcek’den

270806_altinorumceklogo_k.jpg

Altın Örümcek web ödülleri 2006′da aday web sitelerin değerlendirmeleri başladı.
İlk etapta katılan siteler genel bir değerlendirmeden geçiyor. Ve başarı şansı kesinlikle olmayan web siteleri eleniyor.
Jüri üyelerinin tümünün mutabakatı olmadıkça eleme yapılmıyor.
Bu sene 1000′in üzerinde başvurudan sadece 48′i ilk etapta elenmiş.

İkinci etapta ise juri üyeleri gruplar halinde web sitelerini değerlendiriyor. Puanlıyor. Ve bir araya gelerek puanlama üzerinde tartışıyor.

Geçtiğimiz hafta grup toplantılarını yaptık. Grup toplantısında diğer juri üyeleri ile genel bir mutabakata varmış olmamız bence oldukça iyi idi.

Bu sene halk oylamasıda olacak. Yani finalist siteler Altın Örümcek web sitesinde oylanacak.

Genel olarak baktığımızda organizasyon her sene, bir önceki seneye göre kendini geliştiriyor.
Sevgili Serdar Öner’in de büyük katkısıyla bu günlere gelen Altın Örümcek web ödüllerinin internette içeriğin gelişimine faydası bence tartışılmaz düzeyde.

Benim değerlendirdiğim site kategorileri arasında “topluluk-sosyal iletişim” de yer alıyordu.

Bu kategoride bir çok köy’ün web sitesinin başvuru yaptığını görmek beni oldukça sevindirdi.

Altın Örümcek’den gelişmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Pazarlama blogları karnavalı

041206_karnaval.jpg

Pazarlama Blogları Karnavalı’nı haftalardır keyifle sürdürüyoruz. Bu hafta Karanaval’ın ev sahibi benim. Yazıların bir çoğu benimde bilgi birikimimde olan yorumlara müsait. Ancak bu yazımda kısa yorumlar yazmaktansa, sizleri blog yazarlarının kendi yazılarıyla baş başa bırakmayı uygun görüyorum. Zira ben tüm yazıları büyük bir keyifle okudum. Gün geçtikçe bloggerların daha etkili ve dikkat çekici yazılar yazdığını sizde göreceksiniz.

Haydi başlayalım;

Sevgili Volkan VardareliOrmanda tek başıma korkuyorum bazen” başlıklı yazısına müşteri kavramını biraz açarak başlıyor. Müşteri dediğimiz kişiye “bir anlamda sağılmayı bekleyen inekler” diyebiliriz diyor. Bu tanımın kendisine ait olmadığını, bu tanımın bizzat şirketler tarafından yapıldığını yaşadığı örnek bir olayla anlatıyor. Sibermobil şirketinin kendisini kandıran bir yöntemle mobil bir servise üye yapmasında ve gönderdiği mesajları cep telefonunun faturasına yansıtmasından bahsediyor. Turkcell’in ve iş ortağı Sibermobil.com’un sorununa sahip çıkmamasını mümkün olan en nazik dille anlatıyor.

Tunç KılınçMeltem Yaşar: Kariyer mi, Uganda mı? Pole Pole! ” başlıklı yazısında 13 yıl boyunca Türkiye’nin en büyük firmalarında çalışan Meltem Yaşar’ın anlık bir karar ile işi gücü bırakıp Uganda’ya yerleşmesini anlatıyor. Uganda’yı “Büyülü bir yer! Sadece insani gereksinimlerini karşılamaya çalışmaktan kötülüğe, ikiyüzlülüğe, entrikaya vakit bulamayan, hayatta kalmaya çalışan insanların ülkesi…” şeklinde tanımlayan Meltem Yaşar’ın hayallerini gerçeğe dönüştürmesini anlatan yazıyı keyifle okuyacaksınız.

Cengiz ÇatalkayaOperadaki Altın ” yazısında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sahneye koyduğu “Ali Baba ve Kırk Haramiler” adlı operada, altınları gören sanatçının “Goldaş altın” diye bağırmasından bahsediyor. Etkili başlık, kısa yazı, kişisel yorum ve konuyla ilgili altı farklı web sitesine bağlantı. Cengiz’in bu yazısı “Başarılı bir blog yazısı nasıl olmalıdır?” sorusuna adeta cevap verir nitelikte!  

Zeynep Özata daha önce yazdığı “Büyük fikirler bunlara hazır olan kafalar için vardır” başlıklı yazısının gördüğü ilgi üzerine bu hafta “ Kafalarımızı büyük fikirlere hazır etmek için bir şeye daha ihtiyacımız var ”  yazısında, ülkemizde klasik pazarlama anlayışını benimsemiş ve bu anlayıştan vazgeçmeye niyeti olmayanların silkinmelerini sağlayacak çok güzel mesajlar veriyor. Yazı içerisinden benim çıkardığım ana fikir Zeynep’in şu sözlerinde yer alıyor;
“Bizim ihtiyacımız olan ulaşabildiğimiz her kanaldan tüketiciye ulaşmak değil. Artık zaman tüketicilerin bize ulaşmasını da kolaylaştırma zamanı. Yapmamız gereken tüketiciyi gerçekten dinlemeyi, onun bize gönderdiği mesaj ve sembolleri anlamayı öğrenmek. Ama bu sembolleri sadece bize göründüğü gibi değil, tüketicinin gözüyle, daha derinlerdeki anlamıyla anlamaya çalışmak. İşte o zaman ilişkisel pazarlamanın, etkileşimli pazarlamanın gerçekte ne demek olduğunu da anlamış oluruz.” 

Selim Tuncer yazılarında Ali Saydam ile imaj/algı kavramlarını tartışıyor. Diyalog şu şekilde gelişiyor;

Ali Saydam: İmajı artık yalnız cahiller kullanıyor

A. Selim Tuncer: Algılama eyleminden sonra zihnimizde oluşan ‘şey’e siz ne diyorsunuz Hocam?

Ali Saydam: Adımı John Smith yapmama gerek kalmadı

A. Selim Tuncer: Biz sizi John Smith’e, Steven Collins’e değişmeyiz!

Ali Saydam: Başbakan bir süre daha ‘imaj’ diyecek…

A. Selim Tuncer: Ali Saydam “edebiyat yaptığı” için tartışma boşluğa düştü!

Barış ErkolLogo Tasarım Trendleri 2006 “ başlıklı yazısında web 2.0’ın kendine has logo tasarımlarının, logolarını yenileyen firmalara bir ilham kaynağı olduğundan behsediyor. Barış’ın yazıyla birlikte kullandığı slide show sayesinde slide.com şeklinde faydalı bir site ile tanışma fırsatınız var. 

Arda Kutsal Altivi ve Bilyoner’in gizlilik ilkesi uyumluluğu ” başlıklı yazısında altivi.com’un gizlilik ilkelerinin şaşırtıcı bir şekilde bilyoner.com’a benzemesinden bahsediyor.

Arzu CihangirZaman’ım şimdi ” başlıklı yazısında Etkileşimli pazarlama zirvesinde tanıştığı Zaman Gazetesi Online İçerik Danışmanı Osman Köroğlu’na e-posta ile sorduğu soruları ve aldığı cevaplara yer veriyor. Ayrıca Zaman gazetesinin yeni uygulamasın Zamanım’a dikkat çekiyor. 

Onur Yüksel’in Yrd.Doç.Dr. Engin BARAN’ın konuşmacı olarak katıldığı DHL’in 25.yıl yemeğindeki gözlemlerini aktardığı ” Engin Baran. Türkiyede marka olmak” başlıklı yazısı; “Okuduğumuz, üniversitede öğrendiğimiz ya da duyduğumuz modellerin çoğu yurtdışından ithal. Peki biz bu modelleri anlayabiliyor muyuz? ya da bu modeller bize ne kadar uyuyor?” sorusunun cevabını arar nitelikte.

Refik Çağlayan, ” PARAzitizm, Spam Abonelikli Servisler ve Sektöre Çağrı ” başlıklı yazısında spam’in yalnızca e-posta ile olmadığını anlatıyor. Yazısında geçimiş yazılarından da bahsediyor.
“Garson! sim kartımdan kıl çıktı…”, “55555’e mesaj at, ömür boyu paranı alalım….” başlıkları dikkat çekiyor.

Mehmet DoğanGünün Modası:Sadelik ” başlıklı yazısında bir web sitesi ya da bir web uygulaması içinde gerçekleştirilen başarılı sadelik ve yalınlığın, sanıldığından çok daha kompleks ve zor olduğunu anlatıyor.  

Alper AkcanBir WOMM uygulamasının sonuçları ” başlıklı yazısında Turkcell Messenger için hazırladıkları WOMM kurgusu ile ilgili yazısında WOMM ve Viral pazarlama ile ilgili geçmiş tarihli yazılarına bağlantı veriyor. Viral ve WOMM uygulamalarının başarılı olabilmesi için önemli noktalara dikkat çekiyor.

Alemşah ÖztürkEtkileşimli Pazarlama Zirvesinin ardından ” başlıklı yazısında zirvede yaptığı sunumdan, zirvenin başarısından ve etkileşimli pazarlama ödüllerinden bahsediyor.

Özen DemircanFast Food ” başlıklı yazısında McDonalds ve Burger King gibi fast food satılan mekanlardan uzak durduğunu anlatıyor.

Şahin TekgündüzReklamcı niye ağlar?..  ” başlıklı yazısında 70′li yılların başlarındaki bir anısını anlatıyor. 1973 yılında doğan bir kişi olan biri olarak keyifle okuyup, “Ne güzel yazmışsın Şahin abi” dedirtecek ustaca bir yazı, ancak Şahin abi gibi bir reklâm üstadının elinden çıkmış olabilir. Şahin abinin şu sözler dikkat çekiyor;

“En küçük başarı bile bizim için paha biçilmez değerler ifade ediyordu. Şimdilerde olduğu gibi, ajansının kazandığı Kristal Elma ödülünü almak için, pejmürde bir kılık, bir karış sakal ve ağzında sakızla sahneye çıkan ve kendinden başka her şeyi, mesleğini, müşterisini, hizmet verdiği markayı ve yaptığı işi küçümser görünmeyi marifet ve başarılı olmanın gösterisi sanan garip gençler gibi değildi” .  

Yazılarından dolayı arkaşlarıma teşekkür ediyorum.

Aynı anda kaç kitap okuyabilirsiniz?

031206_kitap.jpg

Yedi.
Bu benim cevabım tabi.
Son iki ay içerisinde gündemime yedi kitap girdi.
Google’ın Büyülü Öyküsü, Blogla Pazarlama, Kümesteki Kartal Neden Uçamaz?, Bill Gates’in Liderlik Sırları, Modada Marka Olmak Armani’den Zara’ya Moda Devlerinin Marka Oluşturma Tarzları, Halkla İlişkiler ve Medya ve son olarak Çıplak Sohbetler.İşlerin yoğunuluğu, takip ettiğim bloglar, yazılar derken her bir kitaptan ancak kısa kısa bölümler okuyabiliyorum.

Rota Yayıncılığın hediye olarak gönderdiği “Modada Marka Olmak Armani’den Zara’ya Moda Devlerinin Marka Oluşturma Tarzları” kitabında içindekiler kısmına baktım. Internet ve pazarlama ile ilgili başlığı buldum. Ve sadece o bölümü okudum.
Internet adına bu kadar güzel yorumların ve örneklerin olduğu bir kitabın tümünün başarılı olduğuna eminim.

Halkla İlişkiler ve Medya kitabında da internet ile ilgili bölümü okudum. Çok iyi bildiğimiz bir gerçeği bütün çıplaklığı ile bir kez daha ortaya koyan kitapta, şirketlerin çok önem verdikleri basın ilişkilerini söz konusu olan web siteleri olunca çok başarısız basın odaları oluşturarak ne kadar büyük bir tezat oluşturduklarını anlatılıyor. Ülkemizin en büyük ve en beğenilen şirketlerinin web sitesinde hâlâ doğru dürüst basın odaları yok. Neredeyse hiç bir şirket basın bültenlerini web sitesinde yayınlamıyor.

Google’ın Büyülü Öyküsü ise Google’ın hikâyesini, Google’ın “150.000 server’ı olduğu” gibi ilgi çekici istatistiklerle anlatıyor.

Blogla Pazarlama kitabı Yrd.Doç.Dr. Erkan Akar’a ait. Henüz ilk bölümünü bitirdiğim bu kitap blogları yeni keşfetmek için yola çıkacak meraklılara yol gösterecek nitelikte.

Kümesteki Kartal Neden Uçamaz? kitabı 2005 yılına ait. Türk Girişimcilerinin internet serüvenini anlatan kitabın ilk 30 sayfasını gayet keyifli buldum.

Aslına bakarsanız Bill Gates’in liderlik sırlarını hiç merak etmiyorum. Çünkü global liderlik sırlarının ülkemizde geçerli olduğuna hiç inanmayanlardanım. Bizim ülkemizin başarı anlayışı çok farklı. Neden mi? Kitapta Bill Gates, askbill@microsoft.com e-posta adresine gelen tüm mesajları okuduğundan bahsediyor. Bizim şirketlerimizde bırakın şirketin en tepesindeki kişiyi, herhagi bir yetkilinin e-posta adresine ulaşmak neredeyse imkansız. Ama o şirketler Türkiye’nin en beğenilen şirketleri arasında yer alıyor.

Son olarak dün elime geçen Çıplak sohbetler kitabı. MediaCat’in bir toplantısında hediye olarak aldığım bu kitabın henüz ancak girişini okuyabildim. Bakın daha ilk cümleler ne diyor;

“Bu kitap, iş dünyasının ve müşterilerin birbirleriyle iletişim kurmak için benimsemiş oldukları yöntemleri tepeden tırnağa değiştiren bir devrimi konu almaktadır. İş dünyası ve müşteri arasında anlayış ve güvenin oluşmasını engelleyen her türlü zırvalığın ortadan kaldırılması hakkındadır.
Blog yayınlamak, müşterileriyle daha fazla yakınlaşmak isteyen iş dünyası için yazlnızca akıllıca bir yöntem değil, gerekliliktir de.”

İlginizi çekti değil mi? Kaçırılmaması gereken bir kitap olduğu açıkça gözüküyor.

Hepimize iyi okumalar…