Bugün 2006 yılının son günü.
Bir yılı daha geride bıraktık.
2007 yılında hepimize mutluluklar diliyorum.
Bugün 2006 yılının son günü.
Bir yılı daha geride bıraktık.
2007 yılında hepimize mutluluklar diliyorum.
Sevgili Serdar Öner bloğundan seçme yazıları bir e-kitap’ta toplamış.
“Amacım, yazılarımın web ortamının dışında da taşınabilir şekilde de sizlerle paylaşmak” diyen sevgli Serdar önerin PDF formatındaki bu e-kitabına buradan ulaşabilirsiniz.

Türkçe içerikli web sitelerinin sayısı her geçen gün artıyor.
Internet kullanıcılarının hiç para harcamadan veya çok cüzzi paralarla kendi içeriklerini oluşturabilmesi ve paylaşabilmesi, ki genel anlamda biz bunu web 2.0 olarak tanımlıyabiliriz, ilgi çeken bir çok web sitesinin ortaya çıkmasına sebep oldu.Dün Milliyet’te 2006′ya damga vuran siteler başlığı altında bir yazı yayınlandı. Bu yazıdaki web sitelerinin tümü yabancı siteler. İnsanın aklına Türkiye’de hiç mi web sitesi yok sorusu geliyor.
Gelin bu sorunun cevabını beraber verelim.
2006 yılında en beğendiğiniz web sitesi veya web siteleri nedir diye sormak istedim sizlere.
Bu bir banka web sitesi olabilir. Veya bir e-ticaret sitesi. Yada kişisel bir blog.
Konu veya sektör sınırlaması yapmadan 2006 yılında size “iyiki var” dedirten web sitelerini yorumlarınızla yazmanızı rica ediyorum.
Benim ilk akılma gelenler yeni nesi web siteleri. Kopya çekmek isteyenler webrazzi.com’a bakabilir.
Yorumlarıyla katkıda bulunacak herkese şimdiden teşekkürler.
PR ajanslarının çok önemli görevlerinden bir tanesi müşterilerinin basın bültenlerini hazırlamak ve ilgili basın mensuplarına göndermektir.
Basın mensuplarına basın bülteni göndermemin amacı, kurum/şirket ilgili haberi kaynağından duyurmak ve topluluğa hitap eden yayınlarda yer almasını sağlamaktır.
Internetin gelişimi ile birlikte Türkçe içerikli, irili ufaklı onlarca portal ortaya çıktı. Son iki sene içerisinde çok ciddi sayıda takipçileri olan bloggerlar oluştu.
Yani basın mensupları kadar internet yayıncıları ve blog yazarlarıda belirli topluluklara hitap etmeye başladılar. Özellikle bloggerlar ile takipçileri arasında samimi ve sıkı bağlar oluştu.
Yazımın başlığında sorduğum sorunun cevabı ise maalesef “Hayır”. Bana hiç gönderilmedi. Tanıdığım birçok blogger’a basın bülteni gönderen PR ajansı ben henüz duymadım.
PR ajansları basın yayın organlarında müşterilerinin haberlerini yayınlatmak için çok yoğun çabalar sarfederken ( bazıları birkaç basın mensubuna sadece e-posta göndererek bir sonuç elde etmeye çalışıyor ), bloggerlar gibi viral etki yaratma gücü çok yüksek olan fırsatları değerlendirmiyorlar.
PR ajansı, müşterisinin haberini duyurma fırsatı olan bloggerları neden kullanmak istemesin ki?
Birçok PR ajansının kendi web sitesi yok. Birçoğu müşterilerini, basın bültenlerinin kurumsal web sitelerinde yayınlamaları konusunda uyarmıyor. Genel olarak PR’cıların internet’i kendi işleri lehine kullanmak için yaptıkları tek şey e-posta gönderiyor olmak.
Bu gerçekten yola çıktığımızda sorunun iki cevabı olabilir. Blog nedir bilmiyorlar veya bir bloggerın ilgili basın bültenini yazısında değerlendirmesinin önemli olduğunu düşünmüyorlar.
PR ajansları ne yapmalı?
Gelişmiş batılı ülkelerde, PR ajansları basın bültenlerini hazırlarken blogları da esas alıyorlar. Bültenlerini bloggerlara mutlaka gönderiyorlar.
Türkiyede PR ajanslarına tavsiyem müşterilerinin ürün ve hizmetleriyle örtüşen Blog yazarlarını tespit etmeleri. ( Birçok blogger kendi web sitesinde e-posta adresini yayınlıyor. Bir günlük bir çalışma isehedef kitlenize uygun içerikler yazan bloggerları tespit etmek mümkün. )
Onlara basın bültenleri göndermeleri. Basın toplantılarına davet etmeleri. Deneme amaçlı ürün göndermeleri. Kısacası bloggerlara bir basın mensubu gibi yaklaşmaları.
En önemlisi tavsiyem ise samimiyetten uzaklaşmamaları. Aksi takdirde çabaları ters tepecektir.

Bugüne kadar kendi kendimin doğum günümü hiç kutlamamıştım.
Bu da bir ilk oldu.
Evet bugün benim doğum günüm. Yeni yaşım 34.
Blog yazma yaşım 1.
Geçen sene bugün blog yazmaya başlamışım.
6.Pazarlama zirvesinde dinlediğim bir konuşma, blog yazma konusunda beni motive etmiş idi.
Bugüne kadar 81 yazı yayınlamışım. Bunların bir kaçı Pazarlama Blogları karnavalının duyurumu olsa 70 yazı diyebiliriz.
Haftalık ortalama 1.5 yazı. Fena değil.
Blog yazarlığı sayesinde yeni arkadaşlar da edinme fırsatım oldu.
Marketing Türkiye’nin verdiği ivme ile pazarlama konusunda yazan bloggerlar ile tanıştım.
Çeşitli dönemlerde bir araya geliyoruz. Bu da ayrı bir keyif.
Yukarıdaki pasta Beyaz Fırın web sitesinden alındı. Herkes istediği pastadan istediği kadar alabilir.
Bugün doğan herkesin doğum günü kutlu olsun.
Bu haftanın ev sahibi Arda Kutsal.
Arda Kutsal’ın karnaval yazısına buradan ulaşabilirsiniz.
İki hafta önce yazdığım bir yazımda, tarafımdan okunmak için sırasını bekleyen kitaplardan bahsetmiştim. İşlerin yoğunluğu nedeniyle yazı yazmaya da fazla vakit bulamıyorum.
Bende en fazla okuma heyecanı yaratan Çıplak sohbetler kitabı. Bu kitabı MediaCat ailesiyle tanıştığım bir toplantıda hediye almıştım. Kitapla birlikte Mediacat’in Aralık sayısı da elime geçti. Yoğun olarak reklâm dünyasını ilgilendiren içeriği olduğunu düşündüğümden dolayı çok aktif olarak takip etmediğim MediaCat dergisinin Aralık sayısında ciddi bir değişim olduğunu fark ettim. Bu değişim ne zaman oldu bilemiyorum. Ancak bundan sonra MediaCat’i de aylık okunması gereken dergiler listeme ekledim.
Geçtiğimiz hafta Pazarlama zirvesinin ikinci gününde bir iş toplantısı için iki saatliğine Akmerkez’de bir ofis’e gittim. Gitmeden önce, daha önce telefonla konuştuğum ve ilk defa tanışacağım yöneticiye, zirvede yer alan MediaCat stantından aldığım bu kitabı hediye olarak götürdüğümü de söylemem de fayda var.
Çıplak sohbetler 286 sayfalık bir kitap. Ben henüz 26 sayfasını okuyabilmişim. Bu 26 sayfa içerisinde kırmızı kalemimle üzerlerini çizdiğim birkaç cümleyi sizinle paylaşmak istiyorum;
Şimdilik notlarım bu kadar. Daha önce bu kitabı bitiren veya halen okuyanlarda kendi yorumlarını paylaşırsa sevinirim.

Geçen hafta gerçekleşen Yedinci Pazarlama Zirvesi ile ilgili izlenimlerimi anlatacağım bu yazımın başlığına, zirve de benim açımdan en keyifli geçen konuşma ve performanslara damgasını vuran iki üstadın ismini vermeyi uygun gördüm.
Ali Saydam ve Ali Poyrazoğlu! Kurumsalhaberler.com olarak sponsorları arasında yer aldığımız Zirveyi Cuma akşamı evde değerlendirirken, Aslı da ( eşim – iş ortağım ) bende, tanıdığımızı zannettiğimiz insanları aslında hiç tanımadığımızı, bu zirvenin bu iki Ali’yi tanımak adına ne denli büyük bir fırsat olduğu konusunda hem fikir idik.

Ali Saydam
Pazarlama zirvesi çapraz oturumlarıyla katılımcısına alternatif konuşmaları dinleme fırsatı sunmak gibi çok önemli bir özelliğe sahip. Mey İçkinin “Bir koy üç al” konulu toplantısını yöneten Ali Saydam’ı dinlemek üzere salona gittim. Önden ikinci sıraya oturdum. Bu arada Aslı ve Filiz ( Netpoint ekibinden arkadaşımız ) Hulusi Derici’yi dinlemek üzere başka bir salona gitmiş idi.
Ali Saydam salona girer girmez herkesi etkisi altına alacak eğlenceli konuşmasına başladı. Baktım Ali Bey çok eğlenceli ve salona hakim, telefonumla kısa video kaydı almaya başladım. Bu arada salona geç giren hanımlara “Arkalara oturmayın hanımefendi. Gelin öne buyrun” şeklinde takılmaya başladı. Hanımlar geldi hemen benim yan tarafıma oturdular. Bende telefonla çekim yaparken döndüğümde gelen hanımların Aslı ve Filiz olduğunu farkettim. Hulusi Derici’nin konuşmasında yer bulamayınca onlarda bu konuşmayı dinlemeye gelmişler. Detaylara girersem yazı çok uzayacak. Ancak Ali Saydam’ın benim Aslının eşi olduğunu öğrendiği komik bir diyalog geçtiğini belirtmemde fayda var.
Toplantıda özetle Mey içkinin satış ekibinin sahaya bağajlarında ürünler ve mobil cihazlarla çıkarak anında faturalı satış yapabildikleri anlatıldı. Bu sistemle yılda 150 milyon veri toplanabiliyor. Ve bu veri Mey İçkiye oldukça faydalı oluyordu.
Toplantı bitiminde Aslı ile Ali bey’in yanına gittik. Kendisine “Ali bey. Aslı hanım zirvenin sponsorlarından olan Kurumsalhaberler.com projesini yönetiyor. Ve sizin bir yazınızda Kurumsalhaberler.com ile ilgili görüşlerinizi yazmanızı merakla bekliyor.” dedim.
Ali Saydm yanında bulunan “İtibar Yönetimi“ adlı kitabın yazarı Salim Kadıbeşegil’e dönerek “Salim bak Kurumsalhaberler.com burada” dediğinde Salim bey “Evet. Çok güzel bir site. Takip ediyorum” diye cevapladı. Ali Saydam ise “Bültenleriniz geliyor. Ancak haberleri okumak için üyelik gerektiği için takip edemiyorum” diyerek Aslı’ya inceleyeceğini belirtiyor.
Kısa sohbet sırasında bende bir blog yazarı olduğumdan, pazarlama karnavalımızdan ve geçen haftaki ev sahipliğim döneminde Selim Tuncer ile yazılı paslaşmalarını yazdığımız belirtiyorum. Ali Saydam, Selim Tuncer ile bizzat tanışmadığını ancak kendisi seviyeli ve içi dolu yorumlarla ile eleştiren ilk kişi olduğu için memnun olduğunu belirtiyor.
Yukarıdaki fotoğrafı çektirerek bu güzel sohbeti bitiriyoruz.
Bu toplantı sayesinde Ali Saydam’ın oldukça espirili ve cana yakın bir insan olduğunu öğreniyoruz.

Ali Poyrazoğlu
Ali PoyrazoğluZirvenin ikinci günü büyük salonda Ali Poyrazoğlu kapanış gösterisini yaptı. Gösteri diyorum ama kendisininde bizzat söylediği gibi zirveyi 1.5 saatte adeta anlatan bir sunumdu aslında bu.
1.5 saat hiç durmadan konuşan, 45 dakika güldüren, 45 dakika öğreten, öğretirken güldüren, güldürürken öğreten, sanatçı ne demektir adeta tanımlayan bir performans ile zirveye damgasını vuran kişi bizce Ali Poyrazoğlu idi.
Hepimizi güldüren, yenilikçiliği anlatan eğlenceli gösterisinden aklımda kalan sözleri şöyle;
“Düşünüyorum öyleyse varım” yerine “Çalkalıyorum öyleyse varım” tanımını yapıyor kendisi. Sözün orjinalinin tam çevriminin bu olduğunu söyleyen Ali Poyrazoğlu, çalkalamayı beynimizin içine aldığımız bilgileri birleştirip, adeta çalkalayıp, bir yere varabiliyorsak var olduğumuzu söylüyor.
Yakını görmenin uzağı görmekten zor olduğunu, yakındakilere farklı bir bakış açısıyla bakabilmenin öneminden bahsediyor.
Hayal gücünün bilgiden önemli olduğunu anlatıyor. Sadece bilginin hiçbir işe yaramadığını, hayal eden insanın başarılı olduğunu anlatıyor.
Başarı, kariyer, para gibi kavramların tümünün aslında mutluluk için bir araç olduğundan bahsediyor.
Ve en önemlisi iş dünyasınında, moda dünyası gibi, her sene bir kavram tanımladığını ve bu kavramlar üzerine konuştuğunu, muhtemelen önümüzdeki senenin kavramlarının “Redefinition – yeniden tanımlama” olduğunu söylüyor.
Bir sanatçının iş dünyasını, pazarlamayı, yenilikçiliği bu kadar iyi bir şekilde tanımlayabildiğine şahit olmak açıkçası benim için çok şaşırtıcı bir deneyim oldu.
Bu arada, zirveye katılanlar Sony’nin sunduğu keyifli anları yaşadılar. Play Station 3’le araba yarışları, profesyonel ve amatör fotoğrafçıların Sony kameralar ile katılımcıların fotoğraflarını çekmesi ve baskılı bir şekilde hediye etmesi, kapanışta bir kişiye hediye edilen Sony Vaio gibi etkinlikler ile Sony, katılımcılar üzerinde oldukça olumlu bir izlenim bıraktı.
Eventus tarafından her sene Aralık ayında düzenlenen Pazarlama zirvesinin en büyük özelliği çapraz oturumlarıyla katılımcılarına alternatifler sunumlara katılma, dilediği konuşmacıyı dinleme olanağı sunuyor olması.
Yenilikçinin büyüme rehberi temasıyla oldukça başarılı geçen yedinci pazarlama zirvesinden sonra, Sekizinci pazarlama zirvesini heyecanla beklemeye başladık bile.

Altın Örümcek web ödülleri 2006′da aday web sitelerin değerlendirmeleri başladı.
İlk etapta katılan siteler genel bir değerlendirmeden geçiyor. Ve başarı şansı kesinlikle olmayan web siteleri eleniyor.
Jüri üyelerinin tümünün mutabakatı olmadıkça eleme yapılmıyor.
Bu sene 1000′in üzerinde başvurudan sadece 48′i ilk etapta elenmiş.
İkinci etapta ise juri üyeleri gruplar halinde web sitelerini değerlendiriyor. Puanlıyor. Ve bir araya gelerek puanlama üzerinde tartışıyor.
Geçtiğimiz hafta grup toplantılarını yaptık. Grup toplantısında diğer juri üyeleri ile genel bir mutabakata varmış olmamız bence oldukça iyi idi.
Bu sene halk oylamasıda olacak. Yani finalist siteler Altın Örümcek web sitesinde oylanacak.
Genel olarak baktığımızda organizasyon her sene, bir önceki seneye göre kendini geliştiriyor.
Sevgili Serdar Öner’in de büyük katkısıyla bu günlere gelen Altın Örümcek web ödüllerinin internette içeriğin gelişimine faydası bence tartışılmaz düzeyde.
Benim değerlendirdiğim site kategorileri arasında “topluluk-sosyal iletişim” de yer alıyordu.
Bu kategoride bir çok köy’ün web sitesinin başvuru yaptığını görmek beni oldukça sevindirdi.
Altın Örümcek’den gelişmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Marketing Türkiye web sitesinde bir banner dikkatimi çekti.
Bannerda “Peki sizin markanız hangisi?” şeklinde bir soru ve “Zed digital” logosu yer alıyor.
Banner’a tıkladığınızda şu adrese yönleniyorsunuz. Whirlpool markası ile ilgili 12 soruluk bir anket’e cevap vermeniz ve e-posta adresinizi bırakmanız isteniyor.
Vakit ayıracaksınız. 12 soruyu cevaplayacaksınız.
e-posta adresinizi vereceksiniz.
Whirlpool markası için değerli bir bilgiyi Zed Digital’e sağlayaksınız.
Whirlpool kazanacak. Zed Digital kazanacak.
Peki siz ne kazanacaksınız?Görünen o ki hiç bir şey.
Yine de ben denemek için anket’e cevap verdim. e-posta adresimi bıraktım.
Sonuç sadece “teşekkür”.
Bakalım bıraktığım e-posta adresini ilerleyen günlerde “izinsiz pazarlama” için kullanacaklar mı?
Bir internet kullanıcısından hiç bir şey vermeden sırf almayı bekleyen bir yaklaşım ilginç.
İlginç’in ötesinde rahatsız edici.


Son Yorumlar