
Pazarlama Blogları Karnavalı’nı haftalardır keyifle sürdürüyoruz. Bu hafta Karanaval’ın ev sahibi benim. Yazıların bir çoğu benimde bilgi birikimimde olan yorumlara müsait. Ancak bu yazımda kısa yorumlar yazmaktansa, sizleri blog yazarlarının kendi yazılarıyla baş başa bırakmayı uygun görüyorum. Zira ben tüm yazıları büyük bir keyifle okudum. Gün geçtikçe bloggerların daha etkili ve dikkat çekici yazılar yazdığını sizde göreceksiniz.
Haydi başlayalım;
Sevgili Volkan Vardareli “Ormanda tek başıma korkuyorum bazen” başlıklı yazısına müşteri kavramını biraz açarak başlıyor. Müşteri dediğimiz kişiye “bir anlamda sağılmayı bekleyen inekler” diyebiliriz diyor. Bu tanımın kendisine ait olmadığını, bu tanımın bizzat şirketler tarafından yapıldığını yaşadığı örnek bir olayla anlatıyor. Sibermobil şirketinin kendisini kandıran bir yöntemle mobil bir servise üye yapmasında ve gönderdiği mesajları cep telefonunun faturasına yansıtmasından bahsediyor. Turkcell’in ve iş ortağı Sibermobil.com’un sorununa sahip çıkmamasını mümkün olan en nazik dille anlatıyor.
Tunç Kılınç “ Meltem Yaşar: Kariyer mi, Uganda mı? Pole Pole! ” başlıklı yazısında 13 yıl boyunca Türkiye’nin en büyük firmalarında çalışan Meltem Yaşar’ın anlık bir karar ile işi gücü bırakıp Uganda’ya yerleşmesini anlatıyor. Uganda’yı “Büyülü bir yer! Sadece insani gereksinimlerini karşılamaya çalışmaktan kötülüğe, ikiyüzlülüğe, entrikaya vakit bulamayan, hayatta kalmaya çalışan insanların ülkesi…” şeklinde tanımlayan Meltem Yaşar’ın hayallerini gerçeğe dönüştürmesini anlatan yazıyı keyifle okuyacaksınız.
Cengiz Çatalkaya ” Operadaki Altın ” yazısında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sahneye koyduğu “Ali Baba ve Kırk Haramiler” adlı operada, altınları gören sanatçının “Goldaş altın” diye bağırmasından bahsediyor. Etkili başlık, kısa yazı, kişisel yorum ve konuyla ilgili altı farklı web sitesine bağlantı. Cengiz’in bu yazısı “Başarılı bir blog yazısı nasıl olmalıdır?” sorusuna adeta cevap verir nitelikte!
Zeynep Özata daha önce yazdığı “Büyük fikirler bunlara hazır olan kafalar için vardır” başlıklı yazısının gördüğü ilgi üzerine bu hafta “ Kafalarımızı büyük fikirlere hazır etmek için bir şeye daha ihtiyacımız var ” yazısında, ülkemizde klasik pazarlama anlayışını benimsemiş ve bu anlayıştan vazgeçmeye niyeti olmayanların silkinmelerini sağlayacak çok güzel mesajlar veriyor. Yazı içerisinden benim çıkardığım ana fikir Zeynep’in şu sözlerinde yer alıyor;
“Bizim ihtiyacımız olan ulaşabildiğimiz her kanaldan tüketiciye ulaşmak değil. Artık zaman tüketicilerin bize ulaşmasını da kolaylaştırma zamanı. Yapmamız gereken tüketiciyi gerçekten dinlemeyi, onun bize gönderdiği mesaj ve sembolleri anlamayı öğrenmek. Ama bu sembolleri sadece bize göründüğü gibi değil, tüketicinin gözüyle, daha derinlerdeki anlamıyla anlamaya çalışmak. İşte o zaman ilişkisel pazarlamanın, etkileşimli pazarlamanın gerçekte ne demek olduğunu da anlamış oluruz.”
Selim Tuncer yazılarında Ali Saydam ile imaj/algı kavramlarını tartışıyor. Diyalog şu şekilde gelişiyor;
Ali Saydam: İmajı artık yalnız cahiller kullanıyor
A. Selim Tuncer: Algılama eyleminden sonra zihnimizde oluşan ‘şey’e siz ne diyorsunuz Hocam?
Ali Saydam: Adımı John Smith yapmama gerek kalmadı
A. Selim Tuncer: Biz sizi John Smith’e, Steven Collins’e değişmeyiz!
Ali Saydam: Başbakan bir süre daha ‘imaj’ diyecek…
A. Selim Tuncer: Ali Saydam “edebiyat yaptığı” için tartışma boşluğa düştü!
Barış Erkol ” Logo Tasarım Trendleri 2006 “ başlıklı yazısında web 2.0’ın kendine has logo tasarımlarının, logolarını yenileyen firmalara bir ilham kaynağı olduğundan behsediyor. Barış’ın yazıyla birlikte kullandığı slide show sayesinde slide.com şeklinde faydalı bir site ile tanışma fırsatınız var.
Arda Kutsal ” Altivi ve Bilyoner’in gizlilik ilkesi uyumluluğu ” başlıklı yazısında altivi.com’un gizlilik ilkelerinin şaşırtıcı bir şekilde bilyoner.com’a benzemesinden bahsediyor.
Arzu Cihangir ” Zaman’ım şimdi ” başlıklı yazısında Etkileşimli pazarlama zirvesinde tanıştığı Zaman Gazetesi Online İçerik Danışmanı Osman Köroğlu’na e-posta ile sorduğu soruları ve aldığı cevaplara yer veriyor. Ayrıca Zaman gazetesinin yeni uygulamasın Zamanım’a dikkat çekiyor.
Onur Yüksel’in Yrd.Doç.Dr. Engin BARAN’ın konuşmacı olarak katıldığı DHL’in 25.yıl yemeğindeki gözlemlerini aktardığı ” Engin Baran. Türkiyede marka olmak” başlıklı yazısı; “Okuduğumuz, üniversitede öğrendiğimiz ya da duyduğumuz modellerin çoğu yurtdışından ithal. Peki biz bu modelleri anlayabiliyor muyuz? ya da bu modeller bize ne kadar uyuyor?” sorusunun cevabını arar nitelikte.
Refik Çağlayan, ” PARAzitizm, Spam Abonelikli Servisler ve Sektöre Çağrı ” başlıklı yazısında spam’in yalnızca e-posta ile olmadığını anlatıyor. Yazısında geçimiş yazılarından da bahsediyor.
“Garson! sim kartımdan kıl çıktı…”, “55555’e mesaj at, ömür boyu paranı alalım….” başlıkları dikkat çekiyor.
Mehmet Doğan ” Günün Modası:Sadelik ” başlıklı yazısında bir web sitesi ya da bir web uygulaması içinde gerçekleştirilen başarılı sadelik ve yalınlığın, sanıldığından çok daha kompleks ve zor olduğunu anlatıyor.
Alper Akcan ” Bir WOMM uygulamasının sonuçları ” başlıklı yazısında Turkcell Messenger için hazırladıkları WOMM kurgusu ile ilgili yazısında WOMM ve Viral pazarlama ile ilgili geçmiş tarihli yazılarına bağlantı veriyor. Viral ve WOMM uygulamalarının başarılı olabilmesi için önemli noktalara dikkat çekiyor.
Alemşah Öztürk ” Etkileşimli Pazarlama Zirvesinin ardından ” başlıklı yazısında zirvede yaptığı sunumdan, zirvenin başarısından ve etkileşimli pazarlama ödüllerinden bahsediyor.
Özen Demircan ” Fast Food ” başlıklı yazısında McDonalds ve Burger King gibi fast food satılan mekanlardan uzak durduğunu anlatıyor.
Şahin Tekgündüz ” Reklamcı niye ağlar?.. ” başlıklı yazısında 70′li yılların başlarındaki bir anısını anlatıyor. 1973 yılında doğan bir kişi olan biri olarak keyifle okuyup, “Ne güzel yazmışsın Şahin abi” dedirtecek ustaca bir yazı, ancak Şahin abi gibi bir reklâm üstadının elinden çıkmış olabilir. Şahin abinin şu sözler dikkat çekiyor;
“En küçük başarı bile bizim için paha biçilmez değerler ifade ediyordu. Şimdilerde olduğu gibi, ajansının kazandığı Kristal Elma ödülünü almak için, pejmürde bir kılık, bir karış sakal ve ağzında sakızla sahneye çıkan ve kendinden başka her şeyi, mesleğini, müşterisini, hizmet verdiği markayı ve yaptığı işi küçümser görünmeyi marifet ve başarılı olmanın gösterisi sanan garip gençler gibi değildi” .
Yazılarından dolayı arkaşlarıma teşekkür ediyorum.



Eline sağlık Murat.
Yeni tasarımınla birlikte, ferah bir karnaval haftası olmuş
RSS ile takip etmekten sitenin tasarımını yenilediğini yeni farkettim.
Hem tasarımın hayırlı olsun hemde karnaval için eline sağlık.
Tebrikler, iyi çalışmalar.
Murat eline sağlık,
Çok güzel bir karnaval olmuş. Bu arada Volkan’ın dediklerine katılıyorum. Sitenin tasarımı gercekten cok ferah
Hem site hemde karnaval için eline sağlık…
Yeni tasarımın ve karnaval yaklaşımın daha bi interaktif olmuş
Eline sağlık Murat.
Yalın bir karnaval. Emeğine sağlık.
RSS aslında iyi bir şey değildir
Karnaval nedeniyle sayfana baktım birde ne göreyim? kıskandım doğrusu. Çok güzel ve sade tasarım olmuş. Setap Erener’in şarkısı geldi aklıma “Yeni bir iş, Yeni dokunuş, Yeni tasarım, Yeni karnaval, Kendime yeni bir ben lazım”
Ellerine sağlık…
Eline sağlık Murat.
Yeni tasarımınınını ben de çok beğendim.
Ayrıca “Başarılı bir blog nasıl olmalıdır sorusuna “interaktif yaklaşım” gibi olmalıdır cevabını rahatlıkla verebilirim : )