Aylık Arşiv January, 2007

Alinur Velidedeoğlu’nun hayali!

[youtube]TweU77cDrgE[/youtube]
     Dün Assemble Organizasyon tarafından gerçekleştirilen “Düş+zaman=Gerçek” adlı konferansa katıldım.
kurumsalhaberler.com olarak sponsorluğunu üstlendiğimiz konferans tek kelime ile harikaydı.Konferans hakkında detaya girmeyeceğim. Ancak şunu söylememde fayda var. Konferansın ana konuşmacısı olan Prof. Stefano E. D’Anna “Tanrılar Okulu” adlı kitabın yazarı. Ben kitabı henüz okumadım.

Ancak konuşmasını esas alarak kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.

Gelelim Alinur Velidedeoğlu’na. Kendi hayatından örneklerle “Doğru hayal kurmak” konulu konuşma yapan Velidedeoğlu, geçtiğimiz yıllarda Cannes Film Festivalinde rastlantı sonucu Midnight Express adlı filmin konusunu oluşturan, olayı gerçekte yaşayan kişi ile karşılaşmış. Ve kendisiyle bir röportaj gerçekleştirmiş.

Bu röportaj ATV ana habere de konu olmuş. Velidedeoğlu bu görüntüleri CNN ve BBC’ye de göndermiş olmasına rağmen, haliyle itibar görmemiş.

Onun hayali bu röportajı youtube’dan dünyaya duyurmak.

Alinur bey’in hesabına göre bu film sadece turizm gelirlerimizden elli milyar dolar çaldı.

Olayı yaşayan kişinin ağzından gerçekleri dinlemek ve tüm dünyaya duyurmak için hepimiz bu röportajı seyredelim.

Youtube’da yukarılara taşıyalım.
 

İlk konferans davetiyesi sahibini buldu!

Geçtiğimiz haftalarda, yazılarıma yapılan yorumlardan birinin sahibine konferans davetiyesi hediye edeceğimi duyurmuştum.

İlk davetiye sahibini buldu. “Gerçek=Düş+Zaman” konferansı için davetiyeyi Murat Kahraman kazandı.

Mediacat tarafından düzenlenen WOMM konferansı ile ilgili davetiye kazanma şansınız sürüyor.

Yorum yazan herkese teşekkürler.

Hakkımda bilmediğiniz şeyler!

Son zamanlarda severek takip ettiğim Okyanus Ötesi adlı bloğun yazarı Türker Keskinpala ile birbirimizin yazılarına yapılmış bir kaç yorum ve Gtalk’ta yapılan yazılı kısa bir sohbetten sonra Blogculuğun gerçekten de çok değişik bir sosyalleşme platformu olduğuna bir defa daha anladım.

Türker son yazısında kendisine de başka bir blogdan gelen pas’tan bahsetmiş. Siz “ne pas’ı?” demeden ben hemen anlatayım.

Ne büyüklükte bir akım olduğunu bilemiyorum ama yapılan şu. Bloğunuzda kendiniz hakkında okuyucularınızın bilmediği bir kaç şeyden bahsediyorsunuz. Ve başka arkadaşlarınıza da “Sıra sende” dercesine bir atıfta bulunuyorsunuz.

İşte size kendimle ilgili bir kaç kısa not;

1-Interaktif pazarlamayı Türkiye’de en iyi bilen kişilerden biri olan eşim Aslı ile 2001 yılından beri ortak olarak çalışıyoruz. Hem özel hayatımızda hem de iş hayatımızda neredeyse mükemmele yakın bir uyum var.

2-En sevdiğim Tv dizileri Friends ve Frasier. Her iki dizide 10 yıl devam etme başarısı göstermiş diziler. Friends’i üç defa seyrettim. Şu aralar Frasier’ı Comedymax’te ikinci kez seyrediyorum.

3- 1997-1998 yılları arasında Yeditepe Üniversitesinde MBA eğitimi alırken, Otomotiv sektörüne yedek parça üretimi yapan aile şirketimizde çalıştım. Şirketin web sitesini yaptırmak için yola çıktığımızda, zamanın en büyük internet şirketlerinden Medyatext’in 1.000$’lık fiyatını çok pahalı bularak, Superonline’ın finans bölümünde çalışan bir arkadaşımın tavsiyesi ile tanıştığım bir tasarımcıya Freelance olarak 300$’a bir site yaptırdıktan sonra Internet işine merak saldım. Askerden gelir gelmez kendi şirketimi kurdum.

4- İyi bir müzik kulağım vardır. Yirmili yaşlarımın başında kısa bir süre DJ’lik yaptım. Halâ eve bir sistem kurup çalsam mı diye düşünürüm. Ancak müziğinizi dinleyici ile paylaşmadığınız sürece çok ta keyfi olmadığı için bir türlü bu düşünceyi hayata geçirmedim.

5- Fotoğrafçılığa olan amatör merakımı bir türlü geliştiremedim. Şu aralar fotoğrafa olan ilgim artmaya başladı. Umarım bu sefer fotoğrafçılığımı geliştireceğim.

6- Beş sene önce bahçe katında yer alan ofisimizin camına gelen büyük, muhtemelen daha önce bir evde yaşamış, bizim adını Tombalak olarak koyduğumuz muhteşem bir kedi ile birlikte Kedi sevgisiyle tanıştık. Tombalak artık eniştemin büyük bahçeli fabrikasında yaşıyor. Ama onun çocuklarından olan Köpük dört senedir bizimle yaşıyor. Ofisimizin yer aldığı sitedeki tüm kedilere de çok seviyoruz. Hepsinin huyunu bilecek, huylarına ve özelliklerine göre isim koyacak kadar :)

Benden şimdilik bu kadar. Bu yazı ile birlikte etiketlerime “kişisel” başlığını da eklemiş oldum.

Bende bu pasın birini henüz tanışmadığım bir blog yazarına atacağım. Kendi bloğunuzda bu şekilde bir yazı yazarsanız lütfen burada yorumunuzla belirtin. Diğer pasları Arda Kutsal ve Volkan Vardereli’ye attım.

WOMM nedir? WOMM Konferansına davetiye!

Womm: İnsanların otomobiller ile ilgili konuşurken, aracın o anki hızını anlatmak üzere kullandıkları ifade.

Kişinin konuyu anlatırken heyecan durumuna göre wooooomm diye abartılı kullanım şeklide söz konusudur.

Çocukların oyuncak arabayla oynarken bu sesi çokça çıkarttıkları da gözlemlenmektedir.

6 Mart’ta İstanbul’da bir WOMM konferansı düzenlenecek.

WOMM’un ne olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Veya yukardaki tanımlamayı gördüğünüzde gülümseyecek kadar WOMM bilgini..

Bu konferansa ben de gitmeliyim diyorsanız, yaşadığınız bir WOMM örneğini yorumlarınıza yazın.

Başka birisinin size önerisi sonucu aldığınız bir ürün, bir hizmet, gittiğiniz bir tatil gibi bir örnek olabilir.

En çok beğeneceğim yazı/yorum sahibine konferans için bir davetiye hediye edeceğim.

Konu sınırlaması yok. Marka belirtmek serbest.

Bu yarışma 2 hafta sürecek.

Kolay gelsin..

Dove’dan “Kendi reklâm filmini kendin çek” yarışması!

 

130107_1.jpg

Youtube’da gezinirken bir tanıtım videosu dikkatimi çekti. 

Video’da “Dove vücut şampuanı reklâm filminizi çekin, yarışmaya katılın” şeklinde bir tanıtım yer alıyor.

Yarışma için hazırlanmış özel web sitesi olan www.dovecreamoil.com adresine gittiğinizde yarışma ile ilgili her türlü bilgiyi alabiliyorsunuz.

Web sitesinde kendi reklâm filminizi çekebilmeniz için ihtiyaç duyabileceğiniz Dove görselleri, videolar, müzikler yer alıyor.

Video hazırlama konusunda bilgili değilseniz, bu web sitenizde videonuzu hazırlayabileceğiniz platform oluşturulmuş durumda. Ne yapmanız gerektiği adım adım anlatılıyor.

Hazırlanan videolar AOL web sitesinde sergilenebiliyor.

Bir ürün ile kullanıcısı arasında kurulabilecek en kuvvetli bağ, ürünü değil insanı ön plana çıkartmak olsa gerek.

Yorum yazın, hediye kazanın!

100107_2.jpg

“Böyle bir blog’da hediye kampanyası da ne ola ki?” dediğinizi duyar gibiyim.

Hemen izah edeyim. Bir çok blog yazarı site istatistik araçları ile ziyaretçi sayısını ölçüyor.
Ziyaretçi sayıları menun edici düzeyde olmakla birlikte, yazılara gelen yorum sayısı beklenen seviye de değil.

Benim gözlemlediğim kadarıyla Mehmet Doğan’ın Altı üstü tasarım adlı bloğu ve Tunç Kılınç’ın Fikir Atölyesi adlı bloğu en fazla yorum olan bloglar arasında.

Bu arada şu konuda bir hatırlatma yapmam da fayda var.
Bahsettiğim bloglar “iş dünyası” ekseninde yazı yazan bloglar.

Yüzlerce yorum alan çok başarılı yeme-içme, ünlü-şöhret gibi farklı konularda bloglar olduğunu gayet iyi biliyorum.

Dün Mehmet Doğan ile Google Talk’da yaptığımız bir sohbette Mehmet bu durumu blog sayısısının artmasına bağladı.

Haliyle takip edilebilecek kaliteli içerik de artmaya başladı.

Hem blog takip etmek hemde bunlara yorum yazmak için herkesin çok ta vakti olmaması gayet doğal.

Hele bloğunuzda sunduğunuz içerikler iş dünyasını ilgilendiren içerikler ise.

Ben kendi bloğumda yorumların artması için motive edici bir yöntem denemeye karar verdim.

Bu günden başlayarak  19 Ocak 2007 tarihine kadar bloğumda yer alan yazılardan herhangi birine yazılan yorumlardan bence en ilginç/güzel olanını yazan kişiye bir adet konferans davetiyesi hediye edeceğim.

Kurumsalhaberler.com olarak sponsoru olduğumuz, 22 Ocak 2007 tarihinde İstanbul’da gerçekleşecek olan “Gerçek=Düş+Zaman” konferansına bir adet davetiye kazanmanız için yazılarıma yorumlarınızı bekliyorum.

Kurumsalhaberler.com’un davetiye kontenjanından bir tanesini bu etkinlik için bana hediye ettiği için ortağım Aslı’ya da teşekkür ederim.

Web 2.0, Pazarlama, WOMM, Medya, Reklâm veren ve Bekir!

 

070107_1.jpg

Web 2.0’ın ülkemizdeki en başarılı örneklerinden biri olan sosyomat.com’un sloganı belkide web 2.0’ı anlatan en güzel cümlelerden birisi.
“Yeni nesil sosyalleşme aracı”.

Onlar bu sloganı web siteleri için kullandıkları için “araç” ifadesini kullanmışlar.
Biz web 2.0’ı “Yeni nesil sosyalleşme yöntemi” olarak tanımlayalım.

Geçtiğimiz sene Çağatay Yolda programını takip edenlerin oluşturdukları web gurubu ile ilgili yazımı “Kim demiş internet sosyalliği öldürüyor” diyerek sonlandırmıştım.

Bu hafta sonu ise web 2.0’ın internet kullanıcılarına sunduğu en önemli fırsattan biri olan sosyalleşmeyi bizzat yaşadım.

Fotoğraf Kıraathanesi

Elli yaşlarında olan eniştem ( Sinan abi ) girişimci bir sanayici olarak 70’li yıllarda başladığı aktif iş hayatını birkaç sene önce pasifleştirdiğinde, bilgisayar ve teknolojiyi sürekli takip eden biri olarak internet’i daha sık kullanır oldu. Frontpage ile başlayan kişisel web sitesi çalışmaları, 2006 yılında Blogger’la tanıştığında blogculuğa dönüştü. Gençliğinden bu yana fotoğraf’a olan merakını bir türlü aktif bir amatör fotoğrafçılığa dönüştüremeyen Sinan abi’nin, Flickr.com’la tanıştığı dönem ile, yeni aldığı Canon 350D makinesi ile dijital fotoğrafçılığa geçtiği dönem çakıştığında, kendisinin bile fark etmediği, hep aklında olan Fotoğraf Kıraathanesinin, ilk tohumlarını atmaya başlamıştı.

Flickr.com’da paylaşılan fotoğraflar ve alınan yorumlar, Sinan abi’nin geçtiğimiz yıllarda amatör fotoğrafçılık adına yakalayamadığı tempoyu yakalamasını sağladı.

Kendisiyle sürekli görüşüyor olmamıza rağmen geçtiğimiz günlerde flickr.com’da sayısı 200’ü bulan bir gurup oluşturduklarını yeni öğrendim. Gurup internette fotoğraflarını paylaşmayla yetinmediğinde İstanbul’da bir araya gelmeye ve günlük fotoğraf gezisi yapmaya karar vermiş.

İşte ben bu gurubun dördüncü buluşmasına dün dahil oldum. 34 yaşında, doğma büyüme İstanbul’lu birisi olarak İstiklâl caddesini bu kadar detaylı gezmediğimi fark etmemi sağlayan bu günü birlik gezide, üyelerin bir birleriyle dördüncü defa görüşüyor olduğunu ( ki bazıları ilk defa buluşmaya katılıyor ) bilmesem, kırk yıllık dostlar bir aradaydı sanacaktım.

Buraya kadar anlattığım herşey aslında Web 2.0’ın ta kendisi. İş dünyası, şiir, fotoğrafçılık… Konu her ne olursa olsun, benzer düşüncelere, benzer bakış açılarına sahip insanların internet ortamında bir araya gelmesi, yazılarını, fotoğraflarını internette paylaşması. Bunu görüşme boyutuna taşıması. Bir sonraki safha olan dostluk mertebesine ulaştırması.

Internette bu şekilde hareket eden milyonlarca insan, yaşadıkları bu sürecin web 2.0 diye adlandırılıdığını bilmiyor. Türkçe içerikli en başarılı web 2.0 yazılarını yazan sevgili Arda Kutsal’ın dediği gibi, web 2.0 tarzı web sitelerinden faydalanan internet kullanıcılarının web 2.0’ın açıklamasını bilmelerine gerek yok. Zira onlar bizzat web 2.0’ı yaşıyor.

Öyle ya . Günleri ve haftaları oluşturan takvimler değil. Takvimleri oluşturan günler ve haftalar.

Medya ne yapmalı?

Yukarıda da bahsettiğim bu süreç, internet’i doğru kullanan kişilerin, zamanlarını gerçekten geçirmek istedikleri konulara yönelmelerini sağlıyor. Zaman içerisinde Gazete, TV, Radyo gibi araçların önemini yitirmesi söz konusu bile olamaz. Internet bildiğimiz medya için bir tehlike değil. Medya araçları insanoğlu var oldukça her zaman olacaklar. Ancak bu değişime ayak uyduramayanların ayakta kalma şansı yok kadar az. Yani tehlike çanları değişimi fark etmeyenler için çalıyor.

Hürriyet’i ele alalım. Bir çok yönden benimde eleştirdiğim Hürriyet, web 2.0’ı en çabuk fark eden gazete. Daha önce “Türkiye’nin açılış sayfası” sloganını eleştirdiğim Hürriyet, Benimsayfam uygulaması ile çok doğru bir adım attı. Internet’te kontrolü ele alma şansının olmadığını fark eden Hürriyet, benim sayfam ile kontrolü kullanıcılarına vermeyi bir anlamda kabul etti. Hürriyet içerisinde teknolojik olarak sunulan birçok olanak, diğer gazetelerden çok daha ön plana çıkmasını sağladı.
Benim sayfam uygulaması büyük medya guruplarının da internet’i doğru kullanarak ziyaretçileri kendilerine çekebileceklerinin en başarılı örneği oldu.

Web 2.0 bir markanın pazarlama stratejisi olabilir mi?

Türkiye’de Reklâm veren interneti yeni keşfediyor. Birçok marka internet’i yeni kullanmaya başladı. Bu ara internet’te reklâm uygulamaları markanın kampanyası için bir banner yapması ve bu bannerla ziyaretçileri kendi web sitesine yönlendirmesi şeklinde. Doğal olarak kampanyanızın içeriği çok etkileyici olmadığı sürece elde edilen sonuçlar çok ta başarılı olamayabiliyor. Ancak internet’in diğer mecralara göre avantajlı durumda olması, başarısız olarak adlandırılabilecek geri dönüşleri bile, özellikle düşük maliyeti sebebiyle, başarı edilmiş kampanyalara çevirebiliyor.

Siz dijital fotoğraf makinaları üreten bir markanın pazarlama yöneticisi olsanız yeni ürününüzü bir gazetenin web sitesine reklâm verip, ürününüzle ilgilenmeyen onbinlerce kişiye bannerınızı göstererek mi tanıtmayı düşünürünüz?
Yoksa 200 kişilik bir fotoğraf gurubunun iki yüzüne de ulaşacak bir tanıtım uygulaması mı yapmayı?

Bence kesinlikle ikincisi.  Gurup üyelerinin her birinin dönüşümlü olarak kullanabilmesi için hediye edeceğiniz birkaç tane makinenin ne kadar önemli bir viral sonuç doğuracağı, ağızdan ağıza pazarlama ile ne kadar etkili bir şekilde yayılabileceği,  WOMM dediğimiz ( Word of Mouth Marketing- ağzıdan ağıza pazarlama ) kampanyaların en başarılıları örneklerinde biri olabilmesi için bir kıvılcım çakacağını düşünsenize.

Ben yeni alacağım makinanın Canon 400 D olması konusunda kararımı Sinan abimden aldığım bilgiler sonucu verdim. Sinan abim dün Ozan’dan hangi sırt çantasını alması gerektiğini öğrendi. Uğur’un Sony makinası ile birkaç fotoğraf çeken başka birisi belkide yeni bir Sony almaya karar verecek.

Eski nesil’den yeni nesil’e geçiş

Internet’i teknolojik bir kavram olarak görmeyi bırakmak gerekiyor. Internet bugüne kadar yaşanmamış kadar büyük bir devrim. Bireyin ön plana çıkmasını sağlayan büyük bir buluş.
Henüz emekleme döneminde insanların hayatında bu kadar büyük bir değişimi sağlayan internet geliştikçe olabilecekleri hayal edemiyorum bile.

Yanlış anlaşılmasın. Teknolojik anlamda olacak her türlü değişim artık bir hayal değil. Sadece ne zaman olacağını beklediğimiz bir süreç. Ne zaman evdeki tüm elektirikli aletler bir biriyle bluetooth veya daha yeni bir teknolojiyle irtibata geçecek? Ne zaman ev dışında çektiğim fotoğraf anında evimin duvarında asılı dijital çerçeveye anında yansıyacak? Bunlar bir hayal olmaktan çoktan çıktı.

Benim hayal edemediğim bu değişim sırasında pazarlama, reklâm nasıl bir evrim geçirecek.
Acaba büyük kitlelere hitap eden reklâmcılık bitecek mi? Televizyonda on milyon kişi aynı reklâmı mı seyredecek. Yoksa reklâm kuşağında hepimiz kişiselleşmiş reklâmmı seyredeceğiz.
Benim Cumartesi günü yaptığım fotoğraf gezisini internette farkeden Nikon, Televizyonda benim seyretiğim filimde bana özel Nikon reklâmı yayınlayacak mı?

Sözün özü
Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Web 2.0’da internet’i kullanım şeklimizdeki değişime konulan bir ad. “Çıplak sohbetler” adlı kitaptaki şu söz durumu özetlemeye yetiyor.
“Devrimlerin gelişini önceden görmek zordur ama, onları göz ardı etmek genellikle talihsiz sonuçlar doğurur.”

Bu arada Bekir’i unuttuk. Başlıktaki Bekir de kim derseniz buraya tıklayın!