Kurumsalhaberler.com’un yönetici ortağı olduğum Netpoint Interactive’in bir projesi olduğunu daha önce bahsetmişimdir sanırım. Projeyi ortağım ( eşim ) Aslı yönetiyor. Haftalık toplantılarımızda bende satış ile gelişmeler hakkında bilgi ediniyorum.
Satış, yeni üye anlamına geliyor. Üye olmak istemeyenelerin genelinin gerekçeleri ise şu;
“İhtiyacımız yok”
Bir kuruluşun kendisi ile ilgili bir haberi kontrollü ve doğru bir şekilde topluma duyurma ihtiyacı nasıl olmaz bunu anlamak mümkün değil. Bu sebeple “ihtiyacımız yok” ifadesinin aslında “internet yoluyla basın bülteni duyurmayı umursamıyoruz” anlamına geldiğini anlıyoruz.
Kurumsalhaberler.com’a üye olmak ihtiyacı hissetmeyen şirketlerin web sitelerine baktığınızda, bu şirketlerin kendi web sitelerinde bile basın merkezi, basın odası, haberler gibi bölümlerini çok kötü kullandıklarını görüyoruz.
Basın bülteni yayınlamayanlar, yayınladıkları habere tarih atmayanlar, yükse çözünürlükte görsel ve logo yayınlamayanlar.. Ne ararsanız var!
Yabancı ülkelere gıbta ile bakmakta, “Bak elin Amerikalısı neler yapmış” demekte üstümüze yok.
ABD’de PR ajansları “Bloggerlara göre basın bülteni nasıl yazılır” öğütleri verirken, bizim ülkemizdeki şirketlerin bırakın blogger’ı, web sitesinde basın mensubuna hitap edebilecek bir bölüm hazırlamaktan aciz olmalarının açıklaması ne olabilir ki?
Evet cevap yine aynı! Umursamamaları.
Türkiyede şirketler internet’i umursamıyor. 16 milyon kullanıcının olduğu bu ortamı anlamaya çalışmıyor.
Bu arada yanlış anlaşılmasın. Bahsettiğim şirketlerin çoğuda yabancı.
Dünyada ve ülkelerinde bu şekilde davranmıyorlar. İnternet kullanıcılarını el üstünde tutuyorlar.
Örnek sorarsanız hemen verebilirim. Ama maksadım tek bir şirketi hedef almak değil.
Lüks bir otomobil markasının Türkiye web sitesinin basın odası ile Almanyadaki, ABD’deki web sitesinin basın odasına baktığınızda ne dediğimi çok iyi anlayacaksınız.
Veya çok bildiğiniz bir Fransız gıda markasına. Veya çok ünlü bir İtalyan giyim markasına.
Veya…Veya..Veya…



Yani onlarda Türk gibi davranıyorlar. Yazık!
Arzu “Türk gibi” ifadesinin bizim kendi kendimizi eleştirirken kullandığımız, bir anlamda kendimizle dalga geçtiğimiz bir ifade olduğu malum.
Diğer yandan olayın bence “Türklükle” alakası pek yok.
Durum şu. İnsanoğlu hep aynı. Başı boş bıraktığında sokağı kirletmeye, statlarda maç seyredeceğine sahaya girmeye, kandırmaya, saygısız davranmaya, kısacası adaletsiz davranmaya müsait.
Sözün özü. Adalet’in tam olarak uygulanamadığı ülkede herşey olur.
Yani gelişmiş ülkelerdeki insanlar biz Türklerden daha üstün falan değiller.
Ama yaptıkları hatanın cezasını çekeceklerinin farkındalar.
Ülke içi adalet mekanizması öyle güzel işliyorki, doğal olarak insanların da kültürleri bu şekilde şekilleniyor..
İş hayatıda öyle değilmi? Pazarlama da öyle değil mi?
Ancak bizim ülkemizin rekabet koşulları o kadar farklı ki.
Doğal olarakta yabancılarda bu ortama ayak uyduruyor.
Çözüm ne mi?
Eğitim ve adalet sisteminin düzeltilmesi.
Zira herşeyin sonu, dönüp dolaşıp insana geliyor..
Yorumun için Teşekkürler..
Aslında uzun bir yorum yazmak isterken, Türk gibi deyip geçtim. Haklısın, adalet mekanizmasındaki eksiklikler, sosyal hayattan, iş hayatına dek, bütün bir ülkeyi içinden çıkılmaz sorunlarla başbaşa bırakır. Zihniyet değiştirmek zor gibi görünüyor.