Aylık Arşiv July, 2007

Blog ve blogculuğun tanımı

Bu aralar bloglar ile ilgili okuduğum kitaplarda birçok tarif ve tanımlama ile karşılaşıyorum. Türkçe’ye çevrilmiş, Blog dünyasını çok iyi bir şekilde anlatan Çıplak Sohbetler kitabı ( Naked Conversations ) ve çok da başarılı bulmadığım diğer kitapların hiç birinde yapılan tarifleri ben kendi adıma yeterli bulmadım.

Hiçbir tarif benim beğenerek okuduğum blogcuları ve blog yazarken kendi dikkat ettiğim esasları tam olarak bir araya getirememişti.

Kendi adıma blog ve blogculuğun tanımını yapmanın zamanı geldi de geçiyor diye düşünürken kendimi bu yazıyı yazarken buldum.

Blog ve blogculuğu anlatmak için hepimizin aşina olduğu bir tanımlamadan yola çıkacağım

Fotoğrafçı kimdir?
Günümüzde cep telefonları sayesinde hemen herkesin fotoğraf çekme olanağı var. Ancak her fotoğraf çeken veya elinde en gelişmiş fotoğraf makinası olan kişiyi fotoğrafçı şeklinde tanımlamıyoruz.

Fotoğrafçı denilince hepimizin aklına fotoğrafçılık ile ilgili belirli bir fotograf birikimine sahip, fotoğraf çekmeye az veya çok zaman ayıran, fotoğrafçılığa gönül veren kişiler geliyor.

Amatör fotoğrafçı ile profesyonel fotoğrafçıyı bir birinden ayıran ise bilgi veya tecrübe birikimi değil, profesyonellerin fotoğrafçılık sayesinde gelir elde ediyor olması.

Bloğu tanımlamak yerine blogcu’yu tanımlamak gerekli!

Yazımın başında belirttiğim gibi fotoğraf çeken herkese fotoğrafçı demiyoruz. O zaman blogspot, blogcu veya wordpress gibi çeşitli blog servislerini kullanarak yazılar yazan herkese de blogcu diyemeyiz.

Blogculuğa uygun bir web sitesi altında veya kendi oluşturduğu bir site içerisinde yazı yazan kişi, yılların gazetecisi de olsa, iş dünyasında sözü geçen birisi de olsa, yazıları çok başarılı, çok etkili de olsa birazdan bahsedeceğim özelliklere sahip olmayan, bu özellikleri bloğunda göstermeyen hiç kimse bence blogcu olarak tanımlanamaz.

Blogcu kimdir?
Blogcunun kim olduğunu bir cümlede tarif etmek benim için çok zor olsa da kısaca şöyle tarif etmeye çalışalım;

Blogcu; dönemsel olarak internette yazılar yazan, yazılarına olumsuz da olsa yorum eklenmesine müsaade eden, yazdığı konu hakkında birikim sahibi, eleştiriye açık, kendisiyle aynı konuda yazan blogcuları takip eden, blog dünyasına yorumlarıyla katılan, şeffaf ve samimi olabilen, dil bilgisi çok iyi seviyede olmasa dahi kafasındakileri yazıya dökebilen kişi olarak tanımlanabilir.

Bu tanımı biraz daha detaylı bir şekilde incelersek;

1- Blogcu internette kendisine, çalıştığı kuruluşa veya başkalarıyla birlikte oluşturduğu bir gruba ait web sayfasında dönemsel olarak yazı yazan kişidir. Dönem olarak günde bir kaç defa, her gün veya haftada bir gün seçilebilir. Haftada bir gün’ü aşan dönemler blogcu olmayı zorlaştırır. Zira sık güncellenmeyen blogların kendi takipçilerini oluşturması çok zordur.

2- Blogcu tarafından yazılan yazıların başkaları tarafından takip edilmeye değer olması, yani yazıyı yazan kişinin görüşlerine, fikirlerine ve yorumlarına itibar ediliyor olması gerekmektedir. İtibarı gösteren bir kişi de olabilir bin kişide. İtibarı gösteren dünyanın en bilgi kişisi de olabilir, en bilgisizi de. Yani blogcunun yazdığı yazı bir kişi bile tatmin etse, o blogcuyu sadece bir kişi takip etse yeterlidir.

3- Blogcunun yazdığı yazıların bir konu bütünlüğünde olması ( yeme-içme, moda, internet vb ) blogcunun farkedilmesi ve takip edilmesi için bir avantaj olsa da, blogcu kendi bloğunda dilediğini yazabilir. Bir gün siyaset yazıp diğer gün teknoloji yazmak tamamen kendi seçimidir. Ancak şu unutulmamalıdırki bir bloğun takip edilmesinin en büyük sebebi, takipçilerin o blogdaki içeriğe değer vermesidir. Bir blogcunun her konuda takip edilemeye değer birikimde olması çok zordur.

4- Blogcu, yazdığı yazılar hakkında yapılan olumsuz eleştirileri ve yorumları sayfasında yayınlayabilmeli, hata yaptığında hatasını yazılarında açıkça belirtebilmeli, yazısını yazarken esinlendiği, bilgilendiği ve kaynak olarak kullandığı diğer web sayfalarına veya başka blog yazarlarının yazılarına bağlantılar vermelidir.

5- Blogcunun belkide en önemli özelliği başka blog yazarlarını da takip ediyor olması ve kendisiyle ilgili konularda yazılmış blog yazılarına yorumlarıyla katılmasıdır. Blogcular yazmaktan çok okumaya ve yorum yazmaya vakit ayırır. Zira blogculuk kendi bildiğini etrafa yaymak değil, bilgiyi paylaşmak, paylaşılanlardan edinilen kazanımlarla yeni fikirler ve görüşler elde etmektir.

6- Blogcunun dil bilgisi çok iyi olmayabilir. Ancak kafasındaki düşünceleri yazıya dökebilecek ve okuyanların anlamalarını sağlayacak bir yazım diline sahip olması gerekmektedir.

7- Blogcu yazılarında ve hitaplarında dilediği şekilde hareket edebilir. Örneğin yorumlarıyla katılan kişilere cevap verirken Mehmet, Mehmet kardeşim, Mehmet arkadaşım veya Mehmet bey gibi ifadeler kullanmak tamamıyla kendi seçimidir.

Blog nedir?
Blogcuyu tanımladıktan sonra, blogcunun oluşturduğu bloğuda tanımlamamız gerekir.
Blog, bir kişi veya grup tarafından yazılan yazıları web sayfasında ters kronolojik sırayla otomatik olarak düzenleyebilen, yazılara yorum yazılmasına, yazı ve yorumların RSS ile takip edilmesine fırsat veren, tercihen teknik bilgi gerektirmeden yazar tarafından yönetilmeye uygun web sayfasıdır. Blogcu tarafından yazıların yazılara ve veya bloğun ana sayfasına başka bir web sayfası/blog tarafından bağlantı ( link ) verildiğinde, bloğun yönetim ekranında bunun takip edilebilmesine olanak sağlayan bir özellik olması çok önemlir. Bu sayede blogcu kendi yazılarına başka bloglarda verilen bağlantıları takip etme ve o bloğa gidip yorum yazma olanağına sahiptir.

Neden blog ve blogcu şekilde ingilizce ifadeler kullanıyorum?
Blog yazmaya başladığım ilk dönemlerde yazılarımda blog yerine e-günlük ifadesini kullanmaya özen gösterdim. Türkçe konusunda mümkün olduğu kadar hassas davranmaya çalışıyordum. Zamanla blog ve blogculuk kelimelerinin e-günlük, sanal ortam günlüğü, internet güncesi gibi kelimelerle ifade edilmelerinin imkânsız olduğunu farketim. Web ve log kelimelerinden oluşmuş blog kelimesi, aslında İngilizce içinde yeni bir kelime.

Blog kelimesini olduğu gibi kullanırken blogger yerine blogcu, blogosfer yerine blog dünyası, blogum yerine bloğum demeye de özen gösteriyorum. Blog yazarı yerine blogcuyu tercih ediyorum. Çünkü yukarıda anlattıkların blogculuğun sadece yazmaktan ibaret olmadığını gösteriyor.

Sonuç
Blog açmak çok basit bir iş olsada blog yazmak, blog yazılarınızı takip edilebilir hale getirmek ve yazılarınıza yorum almak hiç de kolay değildir.

Hele blogcu olmak çok daha zor bir iştir. Bilmek, takip etmek, yazabilmek, yorumları cevaplayabilmek ve bu süreçte itibar kazanmak zor ama keyifli bir süreçtir.

Belkide en güzeli, bu süreçte yüz yüze gelmediğiniz, sesini duymadığınız kişilerle 40 yıldır tanışıyormuş gibi sadece yazışmalarla yeni arkadaşlıklar başlatmak..Kendiniz gibi düşünen, sizinle aynı fikirleri paylaşan kişilerle tanışıyor olmak.

Tanımlamalarımda eksikler olabilir.  Bu tanımlamalara katılmayanlarda olacaktır.

Yorumlarınızla katkıda bulunursanız memnun olurum.

Konuyla ilgili yazımı hazırlarken okuduğum blog yazıları;

http://selimtuncer.blogspot.com/2006/12/u-blog-szn-bir-tatlya-balasak-m.html

http://blog.wolkanca.com/beyaz-blogcu-ve-siyah-blogcu/

http://netgunlugu.blogspot.com/2007/06/gnlk-deil-blog.html

http://www.turkerkeskinpala.net/okyanusotesi/2007/07/08/turk-blog-dunyasi-sekilleniyor/

Eski dost düşman olur mu?

Eski dost düşman olmaz. Deyip de sitem etme 
Ayrılığın suçunu yalnız bana yükleme
Ne zaman gelirsen gel
Başıma taç olursun
Sen benim eski değil, eskimeyen dostumsun 

Yazacak şey bulamamış. Şarkı sözlerinden medet ummuş diyenler için hemen konuya gireyim.

TTnet’in bir yaz kampanyası var. ADSL fiyatları yarı yarıya inmiş bir kampanya.
Bugün aklıma geldi. Bende evdeki TTnet aboneliğimi bu kampanyadan faydalanarak değiştireyim.
Ayda 39 YTL yerine 19 YTL ödeyeyim dedim.

TTnet’in kampanya sayfasına girdim. Ve şu ifadeyi okudum;

1 Haziran 2007 ve sonrasında TTNet ADSL Aboneliğini iptal ettiren müşterilerimiz bu kampanyadan yararlanamayacaktır.

Bu şu demek.
Bizi tercih edip daha önce TTnet abonesi olanlar 39 YTL ödemek zorunda.
Ama daha önce bir türlü bizim abonemiz olmayanları abone yapabilmek için onlara fiyatımız 19,99 YTL
Yani ben eski abone 2 yılda toplam 936 YTL ödemek zorundayım.
Yeni abone olacak bir kişi 479 YTL ödeyecek.

Tam iki katı…

Ne yapılabilir?

Superonline ADSL veya Smile Adsl birer alternatif…

Ama TTnet hala ADSL tekeli…

HSBC’den kurum içi blog

Bu Pazar Hürriyet gazetesinin IK ekinde bu haberi okudum.

Haberde HSBC’nin kurum içi bir blog açtığı ve 3000′e yakın çalışanın bloğu aktif olarak kullandığı belirtiliyor.

Haberde HSBC’nin ajansı MagiClick’in Genel Müdürü Murat Kalaora’ya da yer verilmesi memnuniyet verici.

Kurulduğu günden beri başarılı internet projeleri hazırlayan MagiClick yine başarılı bir işe imza atmış.

Haberin başındaki cümlede dikkatimi çeken iki konu var. İlk önce haberin giriş cümlesine bakalım;

“HSBC, bankalarda görmeye alışık olmadığımız bir şey yaptı: Kurum içi blog açtı. Blogu, açıldığı 10 Mayıs’tan bu yana bankanın 5100 çalışanının 3000’i aktif olarak kullanıyor. Kurumsal İletişim departmanının himayesinde oluşturulan blogda yazıların denetlenmesi söz konusu değil. Peki bu bir risk değil mi? Blog, açıldığı ilk günlerde bu sınavı geçti.

1- Blogu yerine Bloğu denilmesi gerekiyordu. ( Bu konuyla ilgili Selim Abi’nin bu yazısını okuyabilirsiniz )

2- Sadece kurum içine açık, yazıların ve yorumların kimler tarafından yazıldığı takip edilen bir blog’da nasıl bir risk olabilir ki?

HSBC ve MagiClick’i bu başarılı uygulamadan dolayı ( bloğu görme fırsatımız olmadı ama yapılmış olması bile başarılı bulmaya değer ) tebrik ediyorum.

e-darbe olurda e-kulis olmaz mı?

Gerçek dünyada olan ve elektronik ortama taşınan bir çok kavramı başına (e-) kelimesini koyarak kullanıyoruz.
Posta/e-posta, ticaret/e-ticaret gibi ifadeler artık hepimizin aşina olduğu kelimeler.
Bir çok İngilizce kelimede aradaki tireler de çoktan kalktı. Örneğin e-mail yerine email kullanılıyor.

İşin birde diğer boyutu var. Oda internetle ilgili her şeye olur olmaz (e-) kelimesini eklemek.
Yakın zamanda Genel Kurmay’ın web sitesinde yaptığı kamuoyu açıklamasının adını da kimileri e-darbe olarak koymuştu.

e-darbe olurda e-kulis olmaz mı?

Haydaa. Nerden çıktı şimdi bu e-kulis diyenleriniz olacaktır.

Hemen izah edeyim. Sevgili İdris Cin’in bloğunda yazdığı Blograzzi’de İç Savaş Çıkmış Ama Telaşa Gerek Yok ki! başlıklı yazıda ele aldığı konu tam detayları ile olmasa dahi benim de kulağıma gelmişti. İdris Cin’in yazısı ve gelen yorumlar konuya açıklık getirdi.

Blograzzi.com’da hızla yükselen bir veya bir kaç blogdan bahsediliyor İdris’in yazısında. Ben detaya ve analize girmeyeceğim.

Ancak bu durum gösteriyorki blog dünyasında da kulis ve lobicilik faaaliyetleri başlamış :)
En azından başlamak üzere…

Kulis internetle ilgili olunca adıda haliyle e-kulis oluyor tabi.

e-kulis kellimesini ortaya ilk defa ( google’da bu kelimeye rastlamamış olduğum için ilk olduğuna kanaat getirdim ) attığım için iyi mi yaptım kötü mü yaptım bilemiyorum.

Ancak kesin olan şu ki bu örnek blograzzi.com’un blog dünyasına olumlu* anlamda bir açılım getirdiği gösteriyor.

* Olumlu kelimesini kulisciliğe fırsat verdi anlamında değil bloglar arasında neler olduğundan haberdar olmamız için fırsat sundu anlamında kullandım.

Konuyla ilgili diğer blog yazıları;
http://www.pozitifpc.com/editorblog/web/erkekler-icin-orgutaki-ve-bicki-dikis-dersleri
http://www.blogkazani.com/yazi/blog-yazarlari-blograzzideki-kirlenmeden-rahatsiz
http://www.bencedesence.com/index.php/blograzzide-internetin-tokatini-yedi/

Smile adsl’den yazlık faturasız internet

Bu haberi bloğuma taşıma gereği duydum. Zira Haziran ayı içerisinde yazlıkta 15 gün dialup bağlantıya mahkum kalmış biri olarak “Böyle bir hizmet keşke Haziran ayında da olmuş olsaydı” diyenlerdenim.

Smile adsl 2 aylık 99 YTL’ye faturasız adsl bağlantı hizmeti sunmaya başlamış.

Talepte bulunduktan sonra ne kadar sürede bağlantınız açılıyor onu bilemiyorum.

Ancak Ttnet, Superonline Adsl ve Smile Adsl arasındaki rekabette farklı bir hizmet olarak göze çarpıyor.

Blog mu? Blogcu mu?

“Blogları sadece birer günlük ya da günce olarak görmeden önce biraz daha düşünmek gerekiyor artık.”

Sevgili Türker Keskinpala Türk Blog Dünyası Şekilleniyor başlıklı yazısında bu cümleyi kullanmış.

Bende bu aralar blog ve blogculuk kavramı üzerine makale tadında bir yazı hazırlıyordum.

Benim blogculuğa bakış açımı anlatan bu yazı üzerinde bazı detayları şekillendirmeye çalışıyorum.

Ancak şunu net olarak belirtmemde fayda var.

Bir blog’da yazı yazmak ile blogcu olmak arasında çok ciddi bir fark var.

Diğer yandan e-günlük, e-günce, sanal günlük gibi ifadeler benim yazdığım ve takip ettiğim blogları kesinlikle tanımlamıyor.

Türkiye’nin en başarılı yöneticisi olarak hazırlayacağınız blog görünümündeki web sitesi veya yazıları çok fazla okunan bir gazeteci olarak hazırlayacağınız kişisel web sitesi başarılı bir blogcu olmak için yeterli değil.

Blogcunun en önemli özelliği yazdığı kadar okuması, okuduğu kadarda diğer blog yazarlarının yazılarına yorumda bulunmasıdır.

Zira çoğu zaman bir yazıya yorum bırakmak, o yazıyı yazamktan çok daha zordur.

Blog ve blogculuk ile ilgili yazımı yakında sizlerle paylaşacağım.

AKP’nin internet reklamları

Biraz önce hurriyet.com.tr’deki AKP reklamı sayesinde akicraatlar.com web sitesinden haberdar oldum. Hemen web sitesine girdim. Sitede AKP’nin icraatları tanıtılıyor.

Site içerisinde bir ziyaretçi defteri var.
Yani internet kullanan vatandaş bu siteye girip olumlu ve olumsuz eleşitirlerini yazabilir gibi gözüküyor.

Şu an itibariyle 1200′e yakın yorum bırakılmış. Rastgele 5 sayfaya baktım.
Sayfaların hiç birinde dişe dokunur bir eleştiriye rastlayamadım.
Eleştiri yok desem yeridir.

Peki bu durumu nasıl izah edebiliriz?

a- AKP’nin her icraatı çok iyi. Eleştirilecek bir icraatları yok ki eleştirilsin.

b- AKP icraatlarından memnun olmayanlar bu sayfadan haberdar değiller.

c- Habedarlar ama yorum yazmamışlar.

d- Yorum yazmışlar ama siteyi yönetenler bu yorumları yayınlamamış.

Sizin cevabınız hangisi ?

Vestel ve Garanti Emeklilik Second Life’da yer almışlar

Yazıma başlamadan önce kısa bir açıklama yapmamda fayda var. Ben Second Life oyununu hiç oynamadım. Oyun hakkında bilgim işim gereği konuyu takip etmemden kaynaklanıyor.

Bu oyun hakkında benden daha az bilgili olanlar için biraz bilgi verecek olursak;

Second Life internet üzerinde oynanabilen üç boyutlu, insanların kendilerine gerçek hayatlarının dışında siber bir yaşam oluşturmalarına yönelik oyun. Oyun içerisinde çeşitli mekânlar oluşturmak, sosyalleşmek mümkün.
Bu oyunda ilerleyebilmek, daha doğrusu daha kaliteli bir yaşam sürebilmek için para harcamanız gerekiyor. Oyun ile ilgili çeşitli hizmetler ve danışmanlıklar veren kişilerin gerçek dünyada da para kazanabildiğini duyuyoruz.

Marketing Türkiye dergisinde bir kaç aydır Özgür Alaz’ın Second Life ile ilgili yazılarını okuyoruz.
Marketing Türkiye gibi önemli bir derginin bu konuyu içerik haline getirmesi Vestel ve Garanti Emeklilik gibi şirketlerin ilgisini çekmiş olacak ki bu şirketler oyun içerisinde marka olarak yer almaya karar vermişler.
 
Teknoloji ve internet konularında içerik sunan bazı web sitelerinde, gazetelerde ve bilgisayar/internet konulu yayın yapan bazı dergilerde konuyla ilgili haberler yayınlanmış. Bende bu konu ile ilgili Vestel ve Garanti Emeklilik haberlerini ilk defa geçtiğimiz günlerde gazetede okumuştum.

Takip ettiğim internet ve pazarlama konulu bloglarda bu haberlerler ilgili bir yorum’a rastlayamadım.

Google’da arama yaptığımda, Vestel’in kendi web sitesinde başarıyla yürüttüğü basın bültenleri sayfasında yayınlanan bu haberi aynen kendi bloğuna taşıyan bir kaç kişiyi ve Garanti Emeklilik web sitesinde yer almamasına rağmen bir şekilde internetten ilgili haberi bulup bloğuna taşıyan kişileri, bu gelişmeleri yorumlamış olarak saymazsak, Bildirgec.org’da yayınlanan bu yazı hariç konuyla ilgili hiç bir blogcu yorumuna rastlayamadım.

Second Life’da bir Türk markasının yer alması o markaya ne katar? Oyunun içinde yer alan markaya bir değer üretir mi? Bu şirketlerin potansiyel ve mevcut müşterileri gözünde marka algısını olumlu etkiler mi?
Aklıma ilk gelen sorular bunlar.

Benim ilgi alanıma en çok giren soru ise şu;

Bu gelişme neden blogcuların gündemine girmedi?

Bu soruya verilebilecek cevaplar şu şekilde olabilir;

1- Bu konuyla ilgili yorum yazabilecek blogcular Second Life oyununu çok fazla bilmedikleri için konuya yorum getirmemeyi uygun görmüş olabilirler.

2- Bu haber blogcuların çok da ilgilerini çekmemiştir. Ve kendi bloglarında yorum yazmamışlardır.

3- Sadece basın mensuplarına duyurulan bu haber blogculara da duyurulmadığı için blogcuların bu gelişmeden haberi olmamıştır.

4- Blogcular bu gelişmeden kendileri bir şekilde haberdar olmuştur. Ancak bu şirketlerin kurumsal iletişim yetkilileri ve/veya PR ajanslarıı bu konuyu basın mensuplarına duyurduğu gibi gibi blogculara duyurmadığı için bu konu hakkında yazı yazma gereği duymamışlardır.

Her blogcunun cevabı farklı olabilir.

Ancak kesin olan şu ki blogcuların gündemine girmek o kadar da kolay değil.

Feedburner’dan ücretsiz servisler

Feedburner.com blogcular için çok faydalı bir servis. Geçtiğimiz günlerde Google tarafından satın alınan Feedburner’da ilk değişim ücretli olan Feedburner Stats Pro ve My Brand hizmetlerinin ücretsiz hale gelmesi oldu.

Ücretsiz servislerle birlikte reklam alanları yaratan Google, feedburner’da aynı strateji izliyor.
Arda Kutsal’ın da belirttiği gibi Ad Words ve Ad Sense entegrasyonları yakın zamanda yapılmış olacaktır.

Feedburner bloğunda konuyla ilgili yapılan açıklamaya ulaşabilirsiniz.

Blogculuk pazarlamanın neresinde?

20-23 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek olan Marketingist Pazarlama araç ve hizmetleri fuar ve konferansında Blogculuk Pazarlamanun Neresinde? konulu bir konuşma yapmak üzere bir davet aldım.

Bu konuyla ilgili Aygül Öndeş ve Gaye Ör’ünde birer konuşması olacağını Marketingist’in web sitesinden öğrendim.

Marketingist konferansını ziyaret edecek blogcu arkadaşlar 23 Eylül saat 11:00′da bu konuşmalara katılırsa, hep beraber interaktif bir sunum yapacağımıza eminim.

Marketingist’te görüşmek üzere.