
Kısa sürede Türkiyedeki internet kullanıcılarının da gündemine giren, gazetelerde ve televizyon kanallarında sohbet programlarında konuşulur hale gelen Facebook, ha satıldı ha satılacak derken beklenen haber geldi.
Facebook’un yüzde 1,6’sı 240 milyon dolara Microsoft’a satıldı.Bu haber, bırakın haber’i sadece haber’in başlığı bile Türkiyede şirketlerin internet’e nasıl bakması gerektiği için bir ders niteliğinde.
Facebook gerçeğini özetlemek gerekirse;
- Facebook kurulalı 3 sene olmuş.
- Kurucusu genç girişimci Mark Zuckerberg Harvard Üniversitesi’ni tamamlamamış.
- Türkiye’de %100′ü 240 milyon dolar eden kaç şirket var?
- İMKB’de 336 şirket işlem görüyor. Facebook’un değeri 332’sinden daha fazla.
Yani ABD’de üniversite bitirmeyen bir genç’in 3 sene içerisinde Dünyaca tanınan, Türkiyede Ekonomin kalbi olarak kabul edilen IMKB’deki 332 şirketten daha değerli olabilecek bir şirket kurma fırsatı var.
Mark Zuckerberg denilen bu girişimci çok mu zeki? Hiç kimsenin aklına gelmeyen fikirleri mi var? Babasından miras kaldı da o parayla şirket mi kurdu?
Bu soruların hepsinin cevabı hayır.
Gerçek olan şu; ABD’de iyi bir fikriniz var ise ve somut br proje ile ortaya çıkabiliyorsanız girişimci olarak sizin önünüzü açacak onlarca sermaye grubundan destek alma şansınız var. Risk sermayesi olarak adlandırılan bu sistem maalesef ki Türkiye’de yürümüyor.
Yavuz Semerci Marketinist’te ki seminerinde anlattığı, Gazeteport için Türkiyede risk sermayesi ararken, sermaye vererek ortak olabilecek şirketlerin onlarca garanti talebinde bulundukları anlatarak risk sermayesinin ruhuna aykırı bir durumla karşılaştıklarını, bunun için yurt dışından bir risk sermayesi ile işe başladıkları ile hikayesi belkide bu durum için en güzel örnek.
Türkiyedeki genç girişimcilere bakış açısını, iş yapma anlayışını ve para kazanma kültürünü tartışmaya girersek bir yazıyla işin içinden çıkmamız mümkün değil.
Deveye sormuşlar neren eğri? Oda cevap vermiş nerem doğru ki? misali ekonomimizin neresi iyi ki internette bir şeyler olsun diyebilirsiniz.
Ancak şunu unutmamak gerekiyor.
Tarım ülkesi olmaktan sanayi ülkesi olmaya geçemeyen Türkiye, Bilişim ülkesi olma fırsatını da kaçırmakta.
Yani her zaman olduğu gibi kaçan trenlere arkadan bakacağız gibi gözüküyor.
Bu sorunlarımızı aşabilmemiz için ciddi Devlet politikaları gerekiyor.
Ancak şirketler için çözüm kendi içlerinde. Yani çok daha basit.
Microsoft gibi dev bir şirket, 3 senelik bir şirketin %1,6’sını satın almak için 240 milyon dolar öderken Kobilerimiz bir katalog bütçesini, reklamveren şirketlerimiz bir tam sayfa gazete ilanı bütçesini bir yıllık internet çalışmaları için ayıramıyorsa ortada ciddi bir hata olduğunu bir an önce farketmeleri gerekiyor.
Zülfü Livaneli bu pazarki yazısını şu sözlerle bitirmiş;
Türkiye; cehaletin bilgiye, kabalığın nezakete, ilkelliğin gelişmişliğe tercih edildiği bir ülke haline geldi.
* Bu yazıma ilham kaynağı olan ve yazı başlığını alıntı olarak kullandığım Ufuk Korcan’ın Referans gazetesindeki başarılı haberini okumanızı tavsiye ederim.
Son Yorumlar