Ali Saydam Akşam gazetesindeki köşesinde bir yazı yazmış. Blogcu arkadaşlarda bu yazıyı yorumlamaya başlamışlar.
Ben dün gece farkettim. Ali bey’in yazısını ve yorum yazan blogcuların yazılarını okudum.
Ve şu sonuçları çıkardım:
1- Evet. Ali bey’in de dediği gibi algı gerçekten de gerçekmiş. Kendi web sitelerini bile güncellemeyen şirketlerin sosyal ağlarda birşeyler yapalım hevesi, facebook, Second Life, youtube’dan başka internette var olan başarılı diğer çalışmaları gündeme getirmeyen, blogları sadece yemek ve moda konulu yazarlardan ibaretmiş gibi gösteren medya’nın ortak çabasıyla Ali bey blogları da güvenirliği olmayan bir platform olarak algılamış.
2- Blogcular Ali bey’in birikimlerine saygılarını yitirmeden “Biz sizinle aynı fikirde değiliz Ali bey” demişler. Ve başlamışlar yazmaya.
Ali bey’in görüşlerine ve şirketlerinin yaptığı işlere saygı duyan ve beğeniyle takip eden birisi olduğumu baştan söyleyeyim. Kendisinin ciddi ve ayağı yere basan internet projelerini beğeniyle takip ettiğine ve önemsediğine www.kurumsalhaberler.com projemizle bizzat şahidim. Blogları da önemsediğini Selim Tuncer’le yazılarında girdiği diyalogdan hatırlıyoruz.
Şu konuda Ali bey’le kesinlikle hem fikirim;
İnternette trend olan sosyal ağlarda rastgele bir şeyler yaparak kurumsal iletişim sağlayamazsınız.
Reklamveren diye adlandırdığımız, pazarlama bütçeleri yüksek şirketler “Bir oyun yapalım insanlar oynasın, facebook’da bizde birşeyler yapalım, bizde Second Life’da ada açalım” gibi, aslında stratejisi ve hedefleri tam olarak belirlenmiş işler yaparak, sadece popüler oldukları için bu ortamlarda yer almak istiyorlar.
Ancak bu çalışmalar kurumsal iletişim anlamına gelmiyor.
Yeri geliyor sonuçları bile ölçülmeyen banner reklamlarına yüzbinlerce dolar harcanıyor…
Ama kurumsal iletişimin başı olan şirketlerin kendi web siteleri doğru dürüst hazırlanmıyor.
Bir çok büyük şirket basın bültenlerini bile web sitesinde yayınlamıyor.
Özetle Ali bey’in gördüğü ve analiz ettiği, aslında medyanın ve markaların sadece popüler olduğu için gündeme getirdiği ve para harcadığı çalışmalar.
Bu arada Ali bey kurunun yanında yaşı’da yakıyor ve blogları da yorumun içine katıyor.
İnternette kurumsal iletişim ve itibar yönetimi, çok kaygan, içi su dolu bir balonu ip üzerinde yürüyerek elinizde taşımak gibi bir şey. Zor. Ama çalışınca, önemsenince başarılabilen bir şey.
Bugün markalar internetten mümkün olduğunca kaçmaya çalışıyor.
Ancak gün gelecek daha fazla kaçamayacaklar.
Ve etrafa bir bakacaklar ki, kaçmayan markalar ipte yürüyüp balonu düşürmüyor.
Başlayacaklar düşünmeye.
Biz şimdi ne yapacağız?
Ali bey’in yazısında belirttiği bazı konular ile ilgili düşüncelerim ise şöyle;
Lafı fazla uzatmadan hemen söyleyelim. Herhangi bir iletişim aracı güvenini yitirdi mi etkisini de yitiriyor… O nedenle ‘trendy’ pek çok iletişim profesyonelinin tersine, Facebook gibi itibarı olmayan internet ortamlarının iletişim açısından bir etkisi olmayacağını; üzerine sayfa sayfa makaleler, kitaplar dahi yazılsa, bu durumun değişmeyeceğini düşünüyorum.
Ali bey ile hem fikirim. Facebook kurumsal iletişim için doğru bir ortam değil. Ancak facebook’da marka sayfası açan, grup açan, etkinliklerini duyuran ve uygulama geliştiren markalar facebook’da kısa sürede çok fazla kişiye ulaşabilmek adına oradalar. Bu ortamdan çok da büyük faydalar çıkartabiliryorlar.
Bugüne kadar çevremde web sitesi ile blog arasındaki ciddi farkları bana bir çırpıda anlatacak çıkmadı. Her ne kadar ‘ölçmüyorsan yapma ya da söyleme’ ilkesini şiar edinsem de ölçmeden bir tespit yapmaktan kendimi alamıyorum: İnternet ortamında pozitif mesajlar ilgi görmüyor ve kulaktan kulağa yayılmıyor. Durum negatif mesajlar için farklı. Benim, zekâmdan çok tombilliğimden söz ediliyor olması bundandır… Yani blogları kullanarak kurumsal ya da bireysel iletişimin yönetilebileceğini iddia eden ‘trendy’ arkadaşlara da inanmıyorum; ürünleri bu yolla pazarlayacağını ileri süren iletişim ‘sihirbazlarına’ da…
Bir web sitesinde yazıyı yazan kişi yazısına yorum yaptırıyor, gelen eleştirileri ve görüşleri sansürlemeden yayınlıyorsa orada blog var demektir. Diğer yandan bugüne kadar örneklerini gördüğümüz yayılma hikayeleri hep bireysel olaylar. Kurumsal anlamda olumlu mesajlarını yaymak için çaba sarfeden bir kuruluşa ben pek rastlamadım.
Kurumsal ve bireysel iletişimi blogları kullanarak kesinlikle yönetebilirsiniz. Bu pazarlama bütünün içinde güçlü bir faaliyet olur. İnternet hizmeti veren trendy arkadaşlar olduğu gibi işin stratejisine yönelen ve buradan yola çıkıp projeler üreten interaktif ajanslar ve danışmanlar olduğunu da unutmamakta fayda var.
Sonuç: Ben internet ortamının, yeri yurdu belli, etkileşimli web siteleri ve ciddi CRM programlarına dayalı yapılar hariç, rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.
Etkide kasıt kurumsal iletişim ve itibar yönetimi ise Ali bey’le %100 aynı fikirdeyim. Facebook’da, Second Life’da kurumsal iletişim yapamazsınız. Ancak etkiyi reklam yapmak, insanları markanızın yer aldığı oyun, içerik sitesi, sosyal ağ gibi platformlara çekip tanıtım yapmak olarak tanımladığınızda facebook, youtube gibi sosyal ağların gücünü yatsımak yanlış olacaktır.
Konuyla ilgili diğer yazılar;
http://flynxs.blogspot.com/2007/12/yoksa-siz-de-bloglarn-iletiimdeki.html
http://osman.borutecene.com/ali-saydamdan-surpriz-bir-internet-yaklasimi
Son Yorumlar