
“Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak Windows’a bağımlı hale getirildik ve milyonlarca doları Microsoft’ a kazandırdık.”
ifadesi, Microsoft’un Genel Müdürü Çağlayan bey’e yöneltilen eleştirilerden sadece bir tanesi. Ve Çağlayan bey bu eleştirileri bloğunda yayınlıyor…
“Hadi canım!” dediğinizi duyar gibiyim.“Türkiye’de hangi şirketin yöneticisi kendi bloğunda veya kendi web sitesinde böyle bir eleştiriyi yayınlar?” diye soruyorsunuz kendi kendinize…
http://caglayanarkan.spaces.live.com/guestbook/ adresinden Çağlayan Arkan’ın bloğuna yazılan eleştiri yazısını ve kendisinin yazıda sorulan soruları nasıl tek tek cevapladığını okuduğunuzda şaşırıp kalıyorsunuz….
“Microsoft’un Türkiye’de bu kadar şeffaf olma ihtiyacı var mı?” diye soruyorsunuz bu sefer de kendinize..
Şeffaflığın şirketler için bir mecburiyet değil bir kültür olduğunu gösteren Çağlayan bey’e teşekkür ediyorsunuz içinizden…



yağlamaya devam et, belki iş teklifi filan verir sana değil mi.
Bence verdiğim örnek bize şunu da gösteriyor. Microsoft’u veya Çağlayan bey’i, ismini bırakmayan yorumcu arkadaş’ın tabiriyle “yağlamak suretiyle” etkileyemezsiniz.
Verdiğim bağlantıya baktığınızda her şeyi ap açık görüyorsunuz.
Sn. Çağlayan Arkan’ı birkaç kez canlı dinledim. Enteresan bir şekilde samimi ve şeffaf buldum konuşmalarını, bunu bloğuna da yansıtmış güzel bir iletişim platformu oluşturmuş.
Birçok şirkette, özellikle bankalarda tepe yöneticileri değil görmek, isimlerini bile bilmiyorken, Microsoft Türkiye’nin Genel Müdürü ile yazışabiliyor olmak blogların en büyük getirilerinden birisi zaten,
Sevgili peh! Keşke sende yeterince şeffaf davranıp, kendi ismini kullanabilseydin yorumunda.
Sanırım bu durumun en güzel açıklaması Selim Abi’nin gündeme getirdiği “İnce Güç” kuramında yatıyor. İşe ince güç kuramından bakınca herşey çok açık. Bence çok başarılı.
Detaylar için Selim Abi’nin aşağıdaki yazılarına bakabilirsiniz;
http://selimtuncer.blogspot.com/2006/04/marketing-is-power-soft-power.html
http://selimtuncer.blogspot.com/2006/09/soft-power-gcmz-inceldiimiz-yerdedir.html (Yazının sonundaki okuma parçaları da yararlı olabilir)
Sağır sultanlara duyurulur!
Öncelikle teşekkürler bu yazıyla bana uzun zamandır yazmam gereken ama tamamen unuttuğum bir yazıyı hatırlattığın için.
Çağlayan Bey’ in blog oluşumu sürecinde kendisine blog danışmanlığı verdim. Bugüne kadar dünyada blog yazan tüm ceoları tek tek inceledim. Blogları hangi aşamalardan geçmiş, ne yanlışlar yapılmış, nasıl fark yaratmışlar. Ve ortaya çok güzel bir sentez çıkardık. O sunumu da daha sonra sizinle blogumda paylaşırım.
Ancak ben şu saçma ilk yorumu görünce dayanamadım ve yazmak istedim. Genelde bilinir ki dilim sivridir. Kimin ne olduğunu, nerede olduğunu dünya yıkılsa umursamam ve doğruyu acımadan yazarım.Şimdi de yazacağım.
Çağlayan Bey ile blog sürecinde sanıyorum en az 4-5 toplantımız oldu. O kadar beyefendi, o kadar alçak gönüllü, o kadar karizmatik, o kadar sakin, o kadar saygılı ve o kadar zeki bir yönetici ki hakkını vermek lazım. Çok şeffaf bir insan kendisi. Her düşüncesini kısa yoldan açık açık söyler. Bir işin kökünde yer almaktan en zevk aldığım projedir.
Açık olmak gerekirse ben çok korkmuştum inanılmaz yoğun programı arasında bloguna zaman ayıramamasından. Bu korkumu da ekibine ve kendisine özellikle söylemiştim. Sadık okuyucu kitlesinin buna dikkat edeceğini, yorumları dikkatle takip etmesi gerekeceğini de belirtmiştim. Ve kesinlikle pr ajansı veya ekibinden birinin kendisi yerine yazmaması gerektiğini.
Çok net söylüyorum ki kendisi yazıyor. Zaman ayırıyor. Ve bunu severek yapıyor. Belki hala en iyi ceo blog değil, ama bu yolda çok güzel ilerliyor.
Burcu hanım gerçekten de güzel bilgiler verdiniz bize.
Katkınız için teşekkür ediyorum.
Tabi akla şu soruda geliyor;
Çağlayan bey’in bloğunun olması kendi tercihimiydi yoksa MS’in politikaları gereği ülkelerin üst yöneticilerinden bir talep oldu mu?
Sorunun cevabı ne olursa olsun MS ve Çağlayan bey tebriği hak ediyor.
Hız çağında yöneticilerin ağzından çıkacak her sözü denetlemeye kalkarsanız geride kalırsınız.
Zamanla bu durum şirketleri “Olduğun gibi görün” yaklaşımına itecek sanırım.
Bu arada;
Türkiye’de blog yazan başka CEO veya Genel Müdür var mı? Bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.
Rica ederim
Söz konusu blog Çağlayan Bey’ in kendi tercihi. Çok hevesliydi. Daha önce blog dünyasını kurcalamışlığı da vardı. Hatta bir gün MS dünyasından ayrılması durumunda nasıl devam etmesi gerektiğini bile konuştuk. Ancak elbette marka/ şirket bazı durumlarda kararlara etki edebiliyor. Örneğin başka bir blog tasarımı ve sıfır bir blog altyapısına rağmen MS ürünü olması nedeniyle msn spaces kullanmanın daha doğru olduğunu yöneticisi olduğu şirketin ürününün kullanılması gerektiğini düşündü.
Ama bir ceo şeffafa yakın davranarak pek çok alanda şirketi şeffafmış gibi lanse edebilir.
Bu konuda söyleyecek çok şey var. Şirketlerin % 100 şeffaf olabileceğine inanmam
Bir CEO daha var. Alphan Manas. Ancak o blog format olarak ceo bloglardan daha farklı bir duruşa sahip. Seçilen konular ve işleyiş daha kişisel bloga dönüşebiliyor. Yine de Çağlayan Bey’ den daha önce yazmaya başladı. Ancak gerek lansman gerekse format olarak bence Çağlayan Bey Türkiye’ nin ilk ceo blogu diyebiliriz. Şu an benim bildiğim 2 ceo daha var bu hazırlıkları yapan. Hatta bir tanesine yine ben freelance olarak danışmanlık vermeye hazırlanıyorum.
Çağlayan Bey’ in blogu ile ilgili bir yazımı http://pazarlamacigiremez.blogspot.com/2007/07/trkiye-nin-ilk-ceo-blogunda-cadnn-tuzu.html linkinde bulabilirsiniz.
MSN Spaces kullanılmasını doğal karşılıyorum.
Türkiye’de interaktif pazarlama konularında danışmanlık konseptinin gelişmesi gerektiğini düşünenlerdenim.
Projelerinizde başarılar diliyorum.
Ben beyfendinin blogunu siz önerdikten sonra inceledim. İnanın çok şaşırdım. Kendisini en içten dileklerimle kutluyorum. Danışmanıda fena değilmiş :=)