
Tuncay Tuncer’in bloğuna taşıdığı bu söz Sokrates’in felsefesinin temel taşlarından.
Özellikle Tuncay’ın bloğunda gördükçe son zamanlarda yeri geldikçe kullandığım bir cümle olu verdi.Geçtiğimiz hafta sonu Bursa’ya Bilişim Fuarına gideceğimi yazmıştım.
Ne büyük şans ki, bugüne kadar hiç ziyaret etmediğim bir fuarı, bir kitap fuarını ziyaret etme fırsatına sahip oldum.
Bursa Kitap Fuarı…
Bir kitap fuarını gezdikten sonra insanın ilk düşündüğü, daha doğrusu o fuardan çıkardığı tek sonuç şu oluyor;
“Meğer ben hiç bir şey bilmiyormuşum”. En azından ben bu sonucu çıkardım!
Bir insan hayatı boyunca kaç kitap okuyabilir? Haftada bir kitap okuduğunuzu düşünseniz. Yılda 52 kitap okursunuz.
50 sene kitap okuduğunuzu varsaysak. İyi ihtimalle 2.500 kitap.
Mutlaka daha fazla okuyanlar vardır. Ancak 2.500 kitap ile edinebileceğimiz bilgi bile her şeyi bilmemize yetmez.
Diğer yandan ülkemizde kitap okuma alışkanlığının az olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.
İşin en acısı ise hiç bir şey bilmeden her şey hakkında fikri olan bir toplum olmamız.
Her şeyi tartışıyoruz. Her şey hakkında bir fikrimiz, bir düşüncemiz var.
Ama hiç bir bilgimiz yok. Kulaktan dolma bilgilerle fikir üretiyoruz.
Ülkemizde yapılan en son refarandum’dan sonra yapılan TV röportajlarında, halkın bir çoğu neye oy verdiğini bilmiyordu bile.
Çok daha acı bir gerçek ise, sokaktaki vatandaş bir yana, “aydın” sıfatını elde eden kitlenin bile, konuştuğu konuların bir çoğu hakkında bilgi sahibi olmaması.
Kendini sanatçı sanan, aydın sanan, onunda ötesinde halktan sanatçı itibarı, aydın itibarı gören bu kadar insanın olduğu bir ülkenin, sanatsal anlamda, bilimsel, fikirsel anlamda yıllardır bir adım öteye gidememesinin sebebi ne olabilir?
Yoksa, Sanatçı nedir bilmeden herkese sanatçı sıfatını, aydın nedir bilmeden herkese aydın sıfatı yakıştırmak, onlara hak etmedikleri itibarı vermek olmasın?



Evet maalesef öyle. Bir de okuduğumuzu muhakeme ederek okumuyoruz. Yüzeysel okuyoruz. zihin jimnastiği yapmıyoruz.
Daha fazla okumalıyız. Ayırt etmeden, düşünerek, sorgulayarak… Bu ülkenin diğerlerinden farklı olduğunu, inanışlarının, kültürel değerlerinin, insanlarının, benzetilmek istenen diğer ülkelerden farklı olduğunu anlatabilmek için, doğru ifade edebilmek için, daha iyi koşullarla, daha yaşanabilir bir çevre elde etmek için daha çok okumamız lazım.
Elbette bildiğimiz, uyguladığımız çok doğru şeyler var.. Ancak bunları bilmediğimizi kabullenmek, daha önce uygulamadığımızı varsaymak bize bir şey kaybettirmeyecek, tam tersine daha fazlasını öğrenmek, daha iyisini yapmak için şevk verecektir.
O nedenle gururu, kişisel ihtiraslarımızı bir yana bırakmayı, yeri geldiğinde, bildiğim bir şey varsa, bir şey bilmediğimdir demeyi bilmeliyiz..
Ya Murat’çım ukalalık etmek istemem ama Türkçe’de tek heceli sözcüklerde yumuşama kuralı uygulanmadığı için bloğu değil blog’u demek lazım
Rica ederim Ekim. Benim uzun zamandır “bloğu”, “bloğa” gibi kullanım şeklinde esas aldığım kişi Selim Tuncer’dir.
http://selimtuncer.blogspot.com/2006/12/u-blog-szn-bir-tatlya-balasak-m.html adresinde altıncı maddede açıklamasını doğru kabul ederek bu şekilde kullanıyorum.
Türkçe konusunda hassas olmaya çalışıyorum. Ama dil bilgisi konusunda çok da iddialı değilim.
Acaba hangisi doğru?
“Blog’u” mu, “Bloğu” mu?
Selim Bey’in argümanları kendi içinde tutarlı, ama “tek heceli sözcüklerde yumuşama kuralı’nın uygulanmaması”nı dikkate almıyor. “delinin teği” değil “delinin teki”, “yumurtanın ağı” değil “yumurtanın akı”, “kalite farğı” değil “kalite farkı” deriz. Bence bu yüzden “bloğum” değil “blogum” denmeli, bu örneklerin ortak yönü tek heceli olmaları. Gözüme takıldığı için söyledim, çok da önemli değil
Merhaba arkadaşlar,
Doğrusunu isterseniz, bu konularda gösterilen duyarlılığı doğru ya da yanlış bağlamlarından daha fazla önemsiyorum. Duyarlılık olursa, nasıl olsa “doğru”ya ulaşılır.
Sevgili Ekim, tek heceli sözcükler için ileri sürdüğün argümanlar doğru, ancak “blog”a nasıl oluyor da tek heceli sözcük muamelesi yapıyoruz? “Blog”; “tren” ve “plan” gibi iki heceli bir sözcüktür.
Söz konusu yazının son birkaç yorumununda da bu konuyla ilgili gerekli izahat yapılmıştır.
Sevgiler…
Merhaba Selim Bey
Olumlu yaklaşımınız için teşekkürler, ben argümanlarımı “blog” sözcüğünün tek heceli olduğundan şüphe etmeden öne sürdüm
Tren ve plan’ın da tek heceli olduğu kanaatindeyim. Peki bu sözcükler şöyle mi bölünüyor?
t-ren
p-lan
Yoksa şöyle mi?
tr-en
pl-an
Bu sorunun yanıtı bu sorunu netleştirebilir.
Selamlar
Wikipedi’den hece tanımı:
Kelimeleri oluşturan, en küçük birimi harf olan ve ağzın tek hareketinde sarf edilebilen ses modelidir. Türkçede en az bir harf, en çok dört harften oluşur ve içinde en fazla bir tek sesli harf bulunur.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hece
“Kelimeleri oluşturan, en küçük birimi harf olan ve ağzın tek hareketinde sarf edilebilen ses modelidir. Türkçede en az bir harf, en çok dört harften oluşur ve içinde en fazla bir tek sesli harf bulunur.”
Sakalım yok ki, sözümü dinletemiyorum:)
Wikipedi’deki hece tanımı yanlış değil, ama kural Türkçe sözcükler için geçerlidir. Ayrıca sözünü ettiğimiz yabancı kökenli sözcükleri “ağzın tek haraketi”yle nasıl çıkardığınızı gerçekten merak ediyorum.
Sevgili Ekim,
Çoğunlukla yabancı kökenli kimi sözcüklerde böyle bir ses olayına rastlarız. Buna dilbilgisinde “ünlü türemesi” adı verilir. Bu ünlü türemelerinin bir bölümü imlaya da yansımıştır:
station > istasyon, scala > iskele, akl > akıl, ömr > ömür gibi…
Bazıları ise imlaya yansımamış, telaffuzda kalmıştır:
tren > tiren, kral > kıral, spor > sipor, krem > kırem, plak > pilak, trafik > tırafik, statü > sıtatü, blog > bulog gibi…
Hatta bazı dilciler, bu ünlü türemesinin imlaya da yansıtılması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
Tabii ki hece, bir yazım olayı değil, ses olayıdır. O nedenle sözcüğün nasıl yazıldığından daha önemlisi nasıl telaffuz edildiğidir.
“Tren”i “tern”, “blog”u “bolg” şeklinde seslendirebiliyorsan tek heceli olur ancak!
Bu sözcükler hecelerine elbette ilk önerdiğin şekilde bölünebilir.
Mesela “strateji” sözcüğünü hecelerine böldüğünde bütün meselenin zihninde çözüleceğine eminim.
Sevgiler…
Ben tren’i tiren değil tren diye okuyabiliyorum. Bazıları “modern” sözcüğünü yanlış olarak “moderen” diye telaffuz eder, “modern”i iki dil üç hecede söylemiş oluyorlar, bu meşru mudur, yoksa hata mıdır? Prensip’i pirensip diye söyleyenler bu sözcüğün üç heceli olduğunu iddia edebilirler mi?
Tiren ve bılog benim kulağımı tırmalıyor, ya sizinkini?
Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR’ın “Doğru Yazalım Doğru Konuşalım” Son ünsüzü sert olan tek heceli kelimelerin imlâsı ve söyleyişi üzerine, yazısının özellikle ikinci bölümü bu konuya bir açıklık getirecektir diye düşünüyorum.
Tren, tek hecedir. Yazma diliyle, konuşma dili farklıdır. Tek solukta çıkması hece oluşturuyor. Fakat, sözcükleri yazma diline göre hecelere böleriz, konuşma diline göre değil!
Blog ve tren konusunda, konuşma diline göre bölmeye kalkıldığı için bu muallak yaşanıyor gibi bözüküyor. [tren: tre-ne, tren-de, stad: sta-da, prog-ram (2 hece; söylendiği gibi pırogram, yani 3hece değil), sant-ral, sürp-riz, tund-ra. Telaffuz ederken arada i/ı sesleri ekleyebiliyoruz ama, yazarken değil.]
Yabancı kökenli kelimelere nasıl davrandığımız, duruma göre değişebiliyor. Ben, “weblog”dan geldiğini göz önüne alarak “blog, blog’a” olarak kullanıyorum. “Blog”u Türkçe’ye uydurmak için bu çabaya gerek olmadığını düşünüyorum. Ama bunun üzerine konuşuluyor olmasından, Türkçe’ye hassasiyet gösterilmesinden, bu çabadan memnunum. “Blog”a Türkçe karşılık bulunursa onu da kullanabilirim. Fakat alıp da blog’a “bloğa” diyemem, demiyorum. Öyle kullanılmasını doğru bulmuyorum.
Blog’a “bloğa” demek ve o şekilde yazmak, blog’u Türkçe’ye uyarlayalım diye zaten bizde var olan ‘blok’ muamelesi yapmak (“…hangi blogta oturuyorsunuz? A bloktayım. Bloğumuz sarı renkli.” gibi) anlamına geliyor bir yerde…
Konumuza ilgisi biraz uzak da olsa, maalesef tartışma heceye takıldı. Bunun sebebi ise tek heceli sözcüklerin sonundaki sert sessizlerin yumuşamayacağı ilkesine inanıyor olmamız. Onun için benim örnek olarak gösterdiğim “psikolo-ğ-a” sözcüğü yeterli kanıt olarak kabul edilmedi. Oysa bu konuya, yönlendirilen yazısında Hamza Züfikar Hoca açıklık getiriyor:
“İki ünsüz, bir ünlü ve bir ünsüzden oluşan briç, plâk, blok, grup, stop, brüt örnekleri arasında da üzerinde durulması gerekenler bulunmaktadır. Bunlardan İngilizce kökenli briç sözünün son sesi kanaatime göre ünlü ile başlayan bir ek aldığında brici biçiminde yumuşamaktadır. Bunun gibi sözlük ve kılavuzlarca son sesinin sert kaldığı doğru bulunan ikinci bloka örneğindeki blok sözünün duyabildiğim kadarıyla son sesi yumuşama eğilimindedir. Ünlü ile başlayan ek aldığında son sesini açıkça koruyan brüt örneğinin brüdü biçimindeki yazılışı ve söylenişi doğru değildir. Yukarıda sıralanan örnekler arasında üzerinde durulması gereken bir başka söz, batı kaynaklı grup kelimesidir. Doğu kökenli gurup kelimesinden ayrılan bu iki sözün de son sesleri, ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında grubumuz, guruba bakıp örneklerinde olduğu gibi yumuşar.
Türkçenin son seslerinde sert ünsüzler bulunur kuralına ters düşen başka batı kökenli kelimeler vardır. Ring örneği bunlardan biridir. Türkçeye göre rink olması beklenen bu tür kelimelere anlaşılan batılı oldukları için ayrıcalık tanınmıştır.
‘Türkçede son seste sert ünsüzler bulunur.’ diye bildiğimiz kuralın görüldüğü gibi pek çok istisnaları, üzerinde durulması gereken çelişkili durumları bulunmaktadır.”
Türkçe’nin ses bilgisine göre, her hecede bir ünlü bulunur. Bu gibi kurallar hep Türkçe sözcükler için geçerli olduğu için bizi yanıltıyor. Zaten “Türkçe’de sözcükler (veya heceler) iki ünsüzle başlamaz.” diye de bir kural vardır.
Peki başlamaz da ne olur? Daha önce de ifade ettiğim gibi, tabii ki bu sözcüğün Türkçeleşmesi için (mecburen) ünlü türemesi olur.
Birçok ortodoks dilcinin, imladaki “tek ünlü, tek hece” kuralını benimseyerek yukarıdaki yorumlarda örnek olarak verdiğim yabancı kökenli sözcükleri ünlü sayısına göre heceledikleri doğrudur. Sözcükleri hecelere bölmemizin tek işlevsel tarafı, aslında satır sonlarında onları nerelerinden böleceğimizi göstermesidir. Buradan bakıldığında ben de bu sözcükleri tek heceli kabul ederim. Yani satır sonunda b-log ya da t-ren şeklindeki bölmeyi tasvip etmem.
Ancak, fonetik açıdan bu sözcükleri tek heceli olarak kabul etmem mümkün değildir. Düşünsenize, diyelim ki başlangıçta Türkçe’ye imla olarak “statistik” olarak geçmiş bir sözcük belirli bir süre Türkçe fonetiğine uygun olarak “istatistik” şeklinde telaffuz edildikten sonra imlada da bu hali benimsenince birdenbire hece sayısı değişiveriyor!
“Tiren”i “tren” diye okuyabilmek imkansızdır. Sizi yanıltan şey, “t” ile “r”nin arasında soktuğunuz sesin “i” değil, “i” ile “ı” arası ve çok kısa bir ses olmasıdır. Zaten, yine bir kuraldır; ünsüzler, önüne veya arkasına bir ünlü almadan telaffuz edilemezler. “Moderen”deki ünlü türemesi de sonuçta bir ses olayıdır, ama bu gibi türemeler ağız ve şivelerde görülür. Yoksa “dern” hecesi Türkçe’ye uygundur. Türkçe’de iki ünsüzle biten çok hece bulunur, fakat buradaki kural iki ünsüzden öndekinin süreksiz sessizlerden olmamasıdır.
Heceden bağımsız olarak konumuza dönecek olursak, ‘blog’ sözcüğüne Türkçe muamelesi yapıp yapmamak herkesin kendi bileceği iştir. Benimki sadece bir öneridir. Ama yabancı sözcüğün etimolojisini gerekçe göstererek buna itiraz etmek pek mantıklı olmasa gerek. Çünkü dilimize girmiş her yabancı sözcüğün bir etimolojik kökeni vardır. Yani ‘blog’ ‘weblog’dan geliyorsa, başka bir sözcük de başka bir kökenden geliyor.
Son olarak şunu söylüyorum: Bu sözcük bizim tercihlerimizin aksine de olsa maalesef fiilen dilimize girmiştir. Buna direnç göstermek de bir tutumdur ve saygıyla karşılarım. Ben, buna direnç göstermenin zamanının geçmiş olduğunu düşünerek ‘blog’a Türkçe sözcük muamelesi yapıyorum ve bunu da öneriyorum.
Ha, eğer Türkçe kabul etmiyorsanız, o zaman tek tırnağı sözcüğün sadece ek aldığında ve sonunda değil, yalın hali de dahil olmak üzere hem başında hem de sonunda kullanmak zorundasınız. Vallahi bu da kural! Eğer Türkçe’de cümle içinde yabancı bir sözcük kullanmak zorunda kalıyorsanız o yabancı sözcük tek tırnak içine alınır.
Not “wikipedi”, it’s “wikipedia” and also “tren” is having two syllables in your own language. Because way of its reading as “ti ren” and in syllable types; you should focus on reading; not writing. Your language is under our control, we will be your all; and you won’t talk in Turkish anymore.
—
Non “wikipedi”, c’est “wikipedia” et “tren” est d’avoir deux syllabes dans votre propre langue. Parce que son mode de lecture comme «ti ren” et en syllabe types; vous devriez vous concentrer sur la lecture; pas écrit. Votre langue est sous notre contrôle, nous serons à votre tout, et vous ne pourrez pas parler en turc, pas plus.
—
No “wikipedi”, es “wikipedia” y también el “tren” tiene dos sílabas en su propio idioma. Debido a su manera de la lectura como “ti ren” en la sílaba y tipos, así que debería centrarse en la lectura, no escrito. Su idioma es bajo nuestro control, que será su todos, y usted no hablar en turco más.