
Global ekonomik krizin tüm şirketlere verdiği mesaj artık değişim zamanı olduğu. Blogları takip eden, onların fikir ve görüşlerini dikkate alan şirketler ürün ve hizmet kalitelerini geliştirebilmek için önemli rekabet avantajı oluşturacak.
Geçtiğimiz hafta sonu Blog Ödülleri 2009 yarışmasının sonuçları çok başarılı bir organizasyondan sonra açıklandı. Bu sene ikincisi düzenlenen yarışmaya önemli markaların sponsor olarak destek vermesi, organizasyonun başarısı kadar blogların Türkiye’de markalar tarafından önemsenmeye başlandığının da bir göstergesi niteliğindeydi. Blog Ödülleri 2009 ile ilgili sayısal veriler Türkiye’de blog yazarlığına olan ilginin her geçen gün arttığını gösteriyor. Türkiye’nin 61 ilinden toplam 1436 blog 14 farklı kategori altında yarışmaya katıldı.
Aile, Hobi, gündem, haber, iş dünyası, sanat, otomobil, pazarlama, spor, teknoloji, yemek gibi birçok farklı kategoride Türkçe bloglar bulunuyor. Doğal olarak bloglarda birçok şirket ve marka ile ilgili yorumlar da yer alabiliyor.
Blog Ödülleri 2009 kapsamında gerçekleşen panellerde şirketler ve bloglar arası ilişkiler de gündeme geldi. Zira blog yazarları ile şirketler arası ilişkilerin nasıl ve ne boyutta olacağı son dönemde oldukça tartışılmaya başlanan bir konu.
Bloglar ve şirketler arası ilişkilere yorum getirmeden önce Blog ve blog yazarı kavramlarına bir defa daha açıklık getirmekte fayda var.
Web 2.0 diye adlandırdığımız süreç, internet kullanıcılarının kendi içeriklerini internette başkalarıyla paylaşabilmesine fırsat veren sitelerin ortaya çıkması ile başladı. Hiçbir ücret ödemeden üye olunabilinen ve kolayca kullanmaya başlanabilen binlerce farklı site sayesinde internet kullanıcıları kendileri ile ilgili içerikleri internette paylaşmaya başladı.
Paylaşım sürecinin hızlanmasında ve internet kullanıcılarının bu sürece dâhil olmasında en büyük pay sahipleri ise blog yazarları. Birçok internet kullanıcısına düşünce liderliği eden blog yazarlarını her geçen gün daha önemli hale getiren ise güncel ve kaliteli içeriği okuyucuları ile paylaşıyor olmaları.
Bloglara ve sundukları içeriklere şirketler açısından bakıldığında takip edilmesi ve dikkate alınması gereken blog yazarlarının doğru tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Takip edilmesi gereken blog yazarlarının tespitinde önceliğin içerik kalitesi olarak belirlenmesi gerekiyor.
Şirketler işe kendi sektörleri ile ilgili yazılar yazan blogları yakın takibe alarak başlamalı. Daha sonra belli başlı blog yazarlarını basın toplantısı veya sohbet toplantısı gibi birebir ilişki kurabilecekleri kurumsal etkinliklerine davet etmeleri gerekiyor. Yakın takibe alınan blogların yanı sıra blog dünyasında yer alan yazıları takip edebilecek ‘blog takip’ sistemlerini oluşturmalarında fayda var. Bu konuda Google, Technorati, Twitter gibi sitelerin arama teknolojilerinden faydalanmak önemli bir başlangıç noktası olacaktır.
Global ekonomik krizin tüm şirketlere verdiği mesaj artık değişim zamanı olduğu. Blogları takip eden, onların fikir ve görüşlerini dikkate alan şirketler ürün ve hizmet kalitelerini geliştirebilmek için önemli rekabet avantajı oluşturacak.
Faaliyet gösterdiğiniz sektör ve şirket büyüklüğünüz ne olursa olsun blogları takip etmeniz, bloglarda yer alan yazı ve yorumları değerlendirmeniz ürün ve hizmetlerinizi geliştirmenizde şirketinize önemli fırsatlar sunacak.
* Bu yazı 05.05.2009 tarihinde Milliyet Kobi’de yayınlanmıştır.



Yazdıklarınız doğru ama diğer sektörlerde olduğu gibi epey ABD etkisinde…
Tabii ki çok iyi bloglar var ve yenileri açılacak ancak Türklerin blog yazma alışkanlığı ABD’liler gibi olmayacak.
Bunun iki nedeni var:
1) Türkler çabuk sıkılır ve disiplinli olamaz. Büyük bir hevesle bir blog açar ancak iki ay sonra yazmayı bırakır. Veya 2 ayda bir yazı atar.
Disiplinli de olsa fark etmez. Diyelim ki bir öğrenci 2 yıl boyunca blog yazdı. Bir işe girdiğinde yazmayı bırakır. Veya bir adamın çocuğu oldu. O da yelkenleri bir yerden sonra suya indirir.
Tek seçenek birden fazla blog yazarının bir blogda buluşması.
2) ABD’liler kendi konularında derinlemisine bilgi sahibi. Bir doktor, Avustralya’nın nerede olduğunu bilmeye bilir ama gözün bir parçası hakkında dünyanın bir numarası olması hiç de şaşırtıcı değil.
Adamlar hobilerine de aynı mantıkla bakıyorlar ve o konuda da bir uzman bilgisine ulaşıyorlar. Böylece ortaya spesifik ve derin bloglar çıkıyor.
Türkiye’de ise blogların yerini sözlük ve forumlar aldı. Çünkü herkesin her konuda söyleyeceği bir şey var. Konu başlığına göre 3 cümle kuruyor, hemen diğer konuya geçiyor.