Web 2.0’ın ülkemizdeki en başarılı örneklerinden biri olan sosyomat.com’un sloganı belkide web 2.0’ı anlatan en güzel cümlelerden birisi.
“Yeni nesil sosyalleşme aracı”.
Onlar bu sloganı web siteleri için kullandıkları için “araç” ifadesini kullanmışlar.
Biz web 2.0’ı “Yeni nesil sosyalleşme yöntemi” olarak tanımlayalım.
Geçtiğimiz sene Çağatay Yolda programını takip edenlerin oluşturdukları web gurubu ile ilgili yazımı “Kim demiş internet sosyalliği öldürüyor” diyerek sonlandırmıştım.
Bu hafta sonu ise web 2.0’ın internet kullanıcılarına sunduğu en önemli fırsattan biri olan sosyalleşmeyi bizzat yaşadım.
Fotoğraf Kıraathanesi
Elli yaşlarında olan eniştem ( Sinan abi ) girişimci bir sanayici olarak 70’li yıllarda başladığı aktif iş hayatını birkaç sene önce pasifleştirdiğinde, bilgisayar ve teknolojiyi sürekli takip eden biri olarak internet’i daha sık kullanır oldu. Frontpage ile başlayan kişisel web sitesi çalışmaları, 2006 yılında Blogger’la tanıştığında blogculuğa dönüştü. Gençliğinden bu yana fotoğraf’a olan merakını bir türlü aktif bir amatör fotoğrafçılığa dönüştüremeyen Sinan abi’nin, Flickr.com’la tanıştığı dönem ile, yeni aldığı Canon 350D makinesi ile dijital fotoğrafçılığa geçtiği dönem çakıştığında, kendisinin bile fark etmediği, hep aklında olan Fotoğraf Kıraathanesinin, ilk tohumlarını atmaya başlamıştı.
Flickr.com’da paylaşılan fotoğraflar ve alınan yorumlar, Sinan abi’nin geçtiğimiz yıllarda amatör fotoğrafçılık adına yakalayamadığı tempoyu yakalamasını sağladı.
Kendisiyle sürekli görüşüyor olmamıza rağmen geçtiğimiz günlerde flickr.com’da sayısı 200’ü bulan bir gurup oluşturduklarını yeni öğrendim. Gurup internette fotoğraflarını paylaşmayla yetinmediğinde İstanbul’da bir araya gelmeye ve günlük fotoğraf gezisi yapmaya karar vermiş.
İşte ben bu gurubun dördüncü buluşmasına dün dahil oldum. 34 yaşında, doğma büyüme İstanbul’lu birisi olarak İstiklâl caddesini bu kadar detaylı gezmediğimi fark etmemi sağlayan bu günü birlik gezide, üyelerin bir birleriyle dördüncü defa görüşüyor olduğunu ( ki bazıları ilk defa buluşmaya katılıyor ) bilmesem, kırk yıllık dostlar bir aradaydı sanacaktım.
Buraya kadar anlattığım herşey aslında Web 2.0’ın ta kendisi. İş dünyası, şiir, fotoğrafçılık… Konu her ne olursa olsun, benzer düşüncelere, benzer bakış açılarına sahip insanların internet ortamında bir araya gelmesi, yazılarını, fotoğraflarını internette paylaşması. Bunu görüşme boyutuna taşıması. Bir sonraki safha olan dostluk mertebesine ulaştırması.
Internette bu şekilde hareket eden milyonlarca insan, yaşadıkları bu sürecin web 2.0 diye adlandırılıdığını bilmiyor. Türkçe içerikli en başarılı web 2.0 yazılarını yazan sevgili Arda Kutsal’ın dediği gibi, web 2.0 tarzı web sitelerinden faydalanan internet kullanıcılarının web 2.0’ın açıklamasını bilmelerine gerek yok. Zira onlar bizzat web 2.0’ı yaşıyor.
Öyle ya . Günleri ve haftaları oluşturan takvimler değil. Takvimleri oluşturan günler ve haftalar.
Medya ne yapmalı?
Yukarıda da bahsettiğim bu süreç, internet’i doğru kullanan kişilerin, zamanlarını gerçekten geçirmek istedikleri konulara yönelmelerini sağlıyor. Zaman içerisinde Gazete, TV, Radyo gibi araçların önemini yitirmesi söz konusu bile olamaz. Internet bildiğimiz medya için bir tehlike değil. Medya araçları insanoğlu var oldukça her zaman olacaklar. Ancak bu değişime ayak uyduramayanların ayakta kalma şansı yok kadar az. Yani tehlike çanları değişimi fark etmeyenler için çalıyor.
Hürriyet’i ele alalım. Bir çok yönden benimde eleştirdiğim Hürriyet, web 2.0’ı en çabuk fark eden gazete. Daha önce “Türkiye’nin açılış sayfası” sloganını eleştirdiğim Hürriyet, Benimsayfam uygulaması ile çok doğru bir adım attı. Internet’te kontrolü ele alma şansının olmadığını fark eden Hürriyet, benim sayfam ile kontrolü kullanıcılarına vermeyi bir anlamda kabul etti. Hürriyet içerisinde teknolojik olarak sunulan birçok olanak, diğer gazetelerden çok daha ön plana çıkmasını sağladı.
Benim sayfam uygulaması büyük medya guruplarının da internet’i doğru kullanarak ziyaretçileri kendilerine çekebileceklerinin en başarılı örneği oldu.
Web 2.0 bir markanın pazarlama stratejisi olabilir mi?
Türkiye’de Reklâm veren interneti yeni keşfediyor. Birçok marka internet’i yeni kullanmaya başladı. Bu ara internet’te reklâm uygulamaları markanın kampanyası için bir banner yapması ve bu bannerla ziyaretçileri kendi web sitesine yönlendirmesi şeklinde. Doğal olarak kampanyanızın içeriği çok etkileyici olmadığı sürece elde edilen sonuçlar çok ta başarılı olamayabiliyor. Ancak internet’in diğer mecralara göre avantajlı durumda olması, başarısız olarak adlandırılabilecek geri dönüşleri bile, özellikle düşük maliyeti sebebiyle, başarı edilmiş kampanyalara çevirebiliyor.
Siz dijital fotoğraf makinaları üreten bir markanın pazarlama yöneticisi olsanız yeni ürününüzü bir gazetenin web sitesine reklâm verip, ürününüzle ilgilenmeyen onbinlerce kişiye bannerınızı göstererek mi tanıtmayı düşünürünüz?
Yoksa 200 kişilik bir fotoğraf gurubunun iki yüzüne de ulaşacak bir tanıtım uygulaması mı yapmayı?
Bence kesinlikle ikincisi. Gurup üyelerinin her birinin dönüşümlü olarak kullanabilmesi için hediye edeceğiniz birkaç tane makinenin ne kadar önemli bir viral sonuç doğuracağı, ağızdan ağıza pazarlama ile ne kadar etkili bir şekilde yayılabileceği, WOMM dediğimiz ( Word of Mouth Marketing- ağzıdan ağıza pazarlama ) kampanyaların en başarılıları örneklerinde biri olabilmesi için bir kıvılcım çakacağını düşünsenize.
Ben yeni alacağım makinanın Canon 400 D olması konusunda kararımı Sinan abimden aldığım bilgiler sonucu verdim. Sinan abim dün Ozan’dan hangi sırt çantasını alması gerektiğini öğrendi. Uğur’un Sony makinası ile birkaç fotoğraf çeken başka birisi belkide yeni bir Sony almaya karar verecek.
Eski nesil’den yeni nesil’e geçiş
Internet’i teknolojik bir kavram olarak görmeyi bırakmak gerekiyor. Internet bugüne kadar yaşanmamış kadar büyük bir devrim. Bireyin ön plana çıkmasını sağlayan büyük bir buluş.
Henüz emekleme döneminde insanların hayatında bu kadar büyük bir değişimi sağlayan internet geliştikçe olabilecekleri hayal edemiyorum bile.
Yanlış anlaşılmasın. Teknolojik anlamda olacak her türlü değişim artık bir hayal değil. Sadece ne zaman olacağını beklediğimiz bir süreç. Ne zaman evdeki tüm elektirikli aletler bir biriyle bluetooth veya daha yeni bir teknolojiyle irtibata geçecek? Ne zaman ev dışında çektiğim fotoğraf anında evimin duvarında asılı dijital çerçeveye anında yansıyacak? Bunlar bir hayal olmaktan çoktan çıktı.
Benim hayal edemediğim bu değişim sırasında pazarlama, reklâm nasıl bir evrim geçirecek.
Acaba büyük kitlelere hitap eden reklâmcılık bitecek mi? Televizyonda on milyon kişi aynı reklâmı mı seyredecek. Yoksa reklâm kuşağında hepimiz kişiselleşmiş reklâmmı seyredeceğiz.
Benim Cumartesi günü yaptığım fotoğraf gezisini internette farkeden Nikon, Televizyonda benim seyretiğim filimde bana özel Nikon reklâmı yayınlayacak mı?
Sözün özü
Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Web 2.0’da internet’i kullanım şeklimizdeki değişime konulan bir ad. “Çıplak sohbetler” adlı kitaptaki şu söz durumu özetlemeye yetiyor.
“Devrimlerin gelişini önceden görmek zordur ama, onları göz ardı etmek genellikle talihsiz sonuçlar doğurur.”
Bu arada Bekir’i unuttuk. Başlıktaki Bekir de kim derseniz buraya tıklayın!
Son Yorumlar