'Yorum' kategori arşivi

e-fikrim yarışmasından notlar

Geçtiğimiz hafta sonu Burak Büyükdemir’in liderliğinde hazırlanan e-fikrim yarışmasının finalistlerinin projelerini değerlendirdik. Değerlendirme sonrası juri üyeleri ve finalistlerle keyifli bir yemek yedik.

Daha sonra Burak Büyükdemir’in başarıyla yönettiği “Başarılı bir İnternet girişimcisi olmanın 10 altın kuralı” konulu paneli dinledik.  Panelde yemeksepeti, gittigidiyor, embrio gibi önemli internet şirketlerinin yöneticileri yer aldı. ( tüm listeye e-fikrim.com web sitesinden ulaşabilirsiniz )

Panelistlerin genel görüşleri şu şekilde;

1- Başarılı internet projelerinin arkasında önemli yapılanmalar var. Ancak dışardan bakan kişilerin bu gerçeği göz ardı ediyor.İnternette yapacağınız proje için 10.000 - 50.000 USD aralığında bir fiyatla site hazırlatmak ve siteyi hayata gerçirmek mümkün. Ancak projenin işlemesi için gerekli ekip, tanıtım ve işletme giderleri ile bu bütçe 100.000 USD’a çıkmakta. Tabi bu rakamlar işin başlangıç noktası. Tabiki yapılacak işin şekline ve işi yapacak şirket sahiplerinin işe katkısına göre bu maliyetleri biraz daha düşürmek mümkün. Ancak başarı olma şansı azalmakta, başarılı olunabilecek süre ise artmakta.

2- Reklam gelirlerine odaklanan sitelerin işleri çok ta kolay değil. Büyük oyuncuların yanında, reklam bütçelerinin önemli kısmını yöneten medya planlama ajanslarının gündemine girmek, bütçelerden pay almak çok zor. Google tarzı reklam modellerinden gelir elde etmek için oldukça fazla bir ziyaretçi kitlesine sahip olmak gerekiyor.

3- ABD’deki başarılı internet şirketleri Türkiye için bir ilham kaynağı olabilir. Ancak orada başarılı olan her projenin ülkemizde başarılı olma garantisi yok. Bunun sebebi Türkiyedeki kullanıcılar ve pazar yapısı olabileceği gibi, yeterli sermayenin koyulamaması da olabiliyor.

4- ABD’de başarılı olmak üzere yola çıkan internet projelerinin bir çoğunun 1 milyon doların üzerinde sermayeleri var. ABD’deki online ayakkabı satış pazarı yılda 10 milyar dolar iken ülkemizdeki toplam e-ticaret hacmi 1 milyar doları zor buluyor.

5- Bir internet projesine başlarken asıl amacı projeyi belirli bir başarı noktasına getirip satmak olarak koymak ile ilerde oluşabilecek muhtemel satışlara/ortaklıklara açık olmak arasında strateji farklılıkları var.

Özetlemek gerekirse görüşler genelde bu şekilde.
Ancak en temel ve en öneli görüş ise şu;

Yenilikçi fikirler elbette çok önemli Ancak fikrin uygulanabilirliği çok daha önemli.

Uygulanabilirliğin ise bir çok koşulu var.
Gerekli sermayeye sahip olmak, doğru kişilerle iş yapabilmek, diğer şirketlerin sizinle aynı vizyonda hareket edebilmesi ( örneğin 2 günde kargo teslimatı yapmayı taahüt eden bir kargo şirketinin yapmadığı teslimattan dolayı hiç bir yaptırımınınız olamaması ) gibi birçok uygulanabilirlik koşulu bulunmakta.

Benim notlarım bu şekilde.

e-fikrim yarışması ile ilgili detaylı bilgiye e-fikrim.com’dan ulaşabilirsiniz.

AddThis Social Bookmark Button

Kuralları kim koyuyor? Şirketler mi? Müşteriler mi?

Beni isyan ettiren ikinci olaydan sonra bu yazıyı yazmam şart oldu.
İki farklı şirket. İki farklı sektör.
Ancak tavır aynı.
“Biz kural koyarız. Sen müşteri olarak uyarsın. İşine gelirse.”

İnternet şirketi
Bir internet şirketi ( TTNET değil ) geçen sene modem hediyeli bağlantı kampanyası yapmış.
Babamın şirketi bu kampanyadan yararlanmış.
Modem gelmiş. Abanonelik başlamış. Ancak ortada bir sözleşme yok. ( Babamlara sözleşme gelmemiş, veya gelen doldurulup gönderilmemiş tam emin değilim )
Bir sene dolmuş. Ama internet şirketi aylık fatura göndermeye devam etmiş.
Babamın şirketi de faturayı ödememiş . Bu arada 1 tane de ödemesi gereken fatura ödenmemiş.
İnternet şirketi Babamın şirketini arıyor ve diyalog şu şekilde;
- Bize 3 aylık borcunuz var ödeyin
- Hayır bizim 1 aylık borcumuz var
- Aboneliğinizi iptal ettirmemişsiniz. Ödemek zorundasınız.
- Ben 1 yıl sonrası abonelğimi devam ettiririm, istemediğim zaman haber veririm diye bir sözleşme imzalamadım.
- Hayır bizim sistemimiz bu şekilde. İptal başvurusunu yapmadığınız için ödeyeceksiniz.

Özetle ADSL aboneliğini satan şirket, sattığı pakeitn sözleşmesini takip edip almıyor.
Ama elinde sözleşme varmış gibi, müşterisine kural koymaya kalkıyor.
Hatta avukata vermekle tehdit bile ediyor.
Yani özetle diyorki “Ben kural koyarım. Sen uyarsın”

Kargo şirketi
Bizim şirketten müşteriye fatura gidiyor.
Adres doğru, telefonlar doğru.
Kargo şirketi faturayı geri getiriyor. Adereste bulunamadı diye.
Ancak bu mümkün değil.
Çünkü faturanın gittiği adres koskoca bir holding. Adresi belli, Telefonu belli. Şirkette kimse olmamasına imkân yok.
Biz kendilerine bu sizin hatanız diyoruz.
Onlar bize “Göndeririz ama yine ücret alırız” diyor.
Neyseki ilgili kargo şirketinin şubesindeki kişi insiyatif alıp “ben hallederim” diyor.

Burası Türkiye dedirten cinsten iki olay…

Türkiyenin en önemli internet ve kargo şirketlerinden olanların bu tutumlarını görünce “Ne iletişimi, ne pazarlaması, ne müşteri memnuniyeti?” diye insanın kendi kendine sorası geliyor..

AddThis Social Bookmark Button

Google Groups’a engelleme

Biraz önce Google Groups’da ye ralan bir grubuma mesaj atmak için Google Groups sayfasına girdiğimde erişimin mahkeme kararıyla engellendiğini öğrendim. RSS okuyucumu açıp, diğer bloglarda konu irdelenmişmi diye bakınca, webrazzi’de Arda Kutsalın konuyu yazdığını, her zaman olduğu gibi yazısına bolca yorum aldığını gördüm.

Site erişimini engelleme konusunu bloglarda çok da doğru tartışmıyoruz.
Bir çok yorumcu internet’te haksız yere kısıtlandığını söylüyor. Haklılar da.
Ancak tartışması gereken mahkeme kararları değil, mahkemeye bu kararı vermek konusunda yol gösteren yasalardır.
Yargı ve hukuk, yasanın gereğini uygulamaktadır.

Asıl tartışılması gereken “internet yasası” diye bilinen yasadır. Bu yasanın çok daha detaylı bir şekilde yeniden hazırlanması durumunda, bu sorunların giderilmesi mümkün olacaktır.

Diğer yandan demokratik hak özgürlükler, ifade özgürlüğü gibi konularda çok fazla görüş bildiren AB’nin, 16 milyon kişiyi ( Türkiyede internet kullanıcı sayısı ) ilgilendiren bu konu hakkında herhangi bir yorum yapmamış olması dikkat çekici. 

AddThis Social Bookmark Button

Altın Örümcek web ödüllerinin ardından

Altın Örümcek ödülleri geçtiğimiz Çarşamba günü İTÜ Maslak Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde sahiplerini buldu.

Yarışma ve ödül gecesi ile benim notlarım şu şekilde;

1- Ödül gecesine BKM Atölye Mutfak Oyuncuları “Çok Güzel Hareketler Bunlar” isimli gösterileri ile yer aldılar. Tüm katılımcıların büyük keyif aldığı bu gösterilerle birlikte Altın Örümcek web ödülleri gecesi çok daha fazla akılda kalacaktır diye düşünüyorum.

2- Bu sene sponsorların sayısı artmış durumda. Bu yarışmanın çok daha fazla dikkat çektiğinin ve itibar gördüğünün de bir göstergesi.

3- Bazı kategorilere maalesef yeterli ilgi yok. “Biz yarışmaya katılmayız. Ancak bize ödül verilirse geliriz” gibi düşünceler, “Biz kazanamazsak, rakibimiz kazanırsa.. En iyisi hiç katılmayalım” gibi düşüncelerde var.

4- Ödül gecesi en fazla alkışlanan site herhalde www.musaustam.com sitesiydi. Bu siteyimutlaka ziyaret edin. Sitenin ödül almasındaki en büyük pay sahibi sanırım ajansları. Ancak Musta ustanın bu yarışmada sahneye gelmesi ve ödül alması şu mesajı verdi “İş yapıyorsanız, doğru bir web sitesine sahip olun”. Musa  Ustanın web sitesi Türkiydeki bir çok pahalı restoranın web sitesinden güzeldi.  

Ben yarışmanın genelinden memnunun. Bazı site sahiplerinin ve ajansların memnuniyetsizlikleri olabilir. Haklı da olabilirler. Ancak işin geneline baktığınızda, bu yarışma internet’in kurumsal anlamda kullanımına büyük katkı sağlaya bir yarışma.

Ödül alan sitelerin sahipleri olan şirketlere tavsiyem başarılarını ajanslarıyla paylaşmaları. Bir çok projede ajansların emeği çok daha fazla.

Ödül alamayan sitelerin sahipleri ise ajanslarını “Neden ödül alamadık?” diye sorgulamasın. “Altın Örümcek jurisi her şeyin en iyisini bilir” diye bir kural yok. ( Benimde juri üyesi olduğumu hatırlatmak isterim )

Bu yarışma bence siteleri değil sektörü ve başarılı siteler yapmayı hedefleyenleri ödüllendiriyor. İlk üç’ün kim olduğu aslında çok da önemli değil.

Başta Nergis Sungur olmak üzere tüm Doruknet yetkililerini  kutluyorum.

AddThis Social Bookmark Button

Çanakkale Kara savaşları nihayet film oluyor

57. Alay Çanakkale Savaşları
Hollywood sineması’nın ABD’nin Vietnam savaşı için yaptığı filmin haddi hesabı yok.
Ama biz Çanakkale Kara Savaşını anlatan bir senaryolu film yapamadık.

Sevgili arkadaşım Giray Besen bu hayalini gerçekleştirmek üzere ilk adımlarını attı.

Çanakkale Kara Savaşları’nda tamamı şehit düşen 57. Alay’ın hikayesi filme çekiliyor!

Bilmeyenler ve hatırlamayanlar için 57.Alay’ı bir hatırlatalım;
57. Alay, Çanakkale Kara Savaşları’nın başlangıcı kabul edilen Anzac çıkartmasını durdurmak amacıyla 25 Nisan 1915 sabahı harekete geçen ve en küçük rütbelisinden Alay komutanına kadar tüm mevcudunu şehit veren şanlı Türk alayı.

“Bu ülke nasıl kuruldu unuttuk”, “Japonlar çocuklarını ilk olarak Hiroşima’da ABD’nin atom bombasını attığı yere götürüyorlar” gibi doğru, ancak devamı gelmeyen sohbetlere hiç girmeyeceğim. Zaten bu ülkede herkes, özellikle Televizyon programcıları/habercileri bunu yapıyor.

Sorunu gösteriyor. Ama çözümü sunmuyor. Takipçi oluyor.

“Bakın bu önemli eser bugün çürüyor” haberlerini görüyoruz. Ama “Nasıl engelleriz? 3 ay sonra bir daha gidip bakalım değişim var mı?” gibi çözüm üreten yok.

Birşeyler yapmak isteyen, ülkesine katkıda bulunanlar başka hareket ediyor.
Çözüm arıyor, icraat yapıyor.

Mademki bu ülke insanı kitap okumuyor. Maalesef’ ki  herşeyi TV’den öğrenir olduk..
O zaman tarihimizi alatan bir sinema film’i, unuttuğumuz gerçekleri slogan sözlerle değil, gerçek bir hikayeyle anlatan bir film ülkemiz için çok önemli.

Kolay gelesin Giray. Gelişmeleri meraklı bekliyoruz.

* Konuyla ilgili basın bültenine buradan ulaşabilirsiniz. Bir hatırlatma yapmakta fayda görüyorum. Filmin yapımcısı Ceteris-Paribus Giray Besen’in ortağı olduğu reklam ajansı. Ve %100 Türk sermayeli bir şirket.

AddThis Social Bookmark Button

Bildiğim Bir Şey Varsa, O da Hiçbir Şey Bilmediğimdir


Bursa Kitap Fuarı

Tuncay Tuncer’in bloğuna taşıdığı bu söz Sokrates’in felsefesinin temel taşlarından.
Özellikle Tuncay’ın bloğunda gördükçe son zamanlarda yeri geldikçe kullandığım bir cümle olu verdi.Geçtiğimiz hafta sonu Bursa’ya Bilişim Fuarına gideceğimi yazmıştım.
Ne büyük şans ki, bugüne kadar hiç ziyaret etmediğim bir fuarı, bir kitap fuarını ziyaret etme fırsatına sahip oldum.
Bursa Kitap Fuarı…

Bir kitap fuarını gezdikten sonra insanın ilk düşündüğü, daha doğrusu o fuardan çıkardığı tek sonuç şu oluyor;
“Meğer ben hiç bir şey bilmiyormuşum”. En azından ben bu sonucu çıkardım!

Bir insan hayatı boyunca kaç kitap okuyabilir? Haftada bir kitap okuduğunuzu düşünseniz. Yılda 52 kitap okursunuz.
50 sene kitap okuduğunuzu varsaysak. İyi ihtimalle 2.500 kitap.
Mutlaka daha fazla okuyanlar vardır. Ancak 2.500 kitap ile edinebileceğimiz bilgi bile her şeyi bilmemize yetmez.

Diğer yandan ülkemizde kitap okuma alışkanlığının az olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.
İşin en acısı ise hiç bir şey bilmeden her şey hakkında fikri olan bir toplum olmamız.

Her şeyi tartışıyoruz. Her şey hakkında bir fikrimiz, bir düşüncemiz var.
Ama hiç bir bilgimiz yok. Kulaktan dolma bilgilerle fikir üretiyoruz.

Ülkemizde yapılan en son refarandum’dan sonra yapılan TV röportajlarında, halkın bir çoğu neye oy verdiğini bilmiyordu bile.

Çok daha acı bir gerçek ise, sokaktaki vatandaş bir yana, “aydın” sıfatını elde eden kitlenin bile, konuştuğu konuların bir çoğu hakkında bilgi sahibi olmaması.

Kendini sanatçı sanan, aydın sanan, onunda ötesinde halktan sanatçı itibarı, aydın itibarı gören bu kadar insanın olduğu bir ülkenin, sanatsal anlamda, bilimsel, fikirsel anlamda yıllardır bir adım öteye gidememesinin sebebi ne olabilir?

Yoksa, Sanatçı nedir bilmeden herkese sanatçı sıfatını, aydın nedir bilmeden herkese aydın sıfatı yakıştırmak, onlara hak etmedikleri itibarı vermek olmasın?

AddThis Social Bookmark Button

Türk Hava Yollarına teşekkür!

08_02_12_thy.jpg
Geçen sene Haziran ayında bir yazı yazmış, Türk Hava Yolları’nın web sitesinde Türkçe sayfalarda “Türkiye” yerine “Turkey” ifadesinin kullanılmasını eleştirmiştim.Aslında bu yazı eleştiriden de ziyade bir üzüntü bildirisi, bir sitemdi..

THY, Türkiye’nin gerek içerde gerekse dışarda itibarı çok yüksek, çok başarılı bir kuruluşu.

Türkiye’de bu kadar büyük ve konusunda lider şirketlerin internet’i kullanma konusunda yeterince çaba göstermediği gerçeğinden yola çıktığınızda, THY’nin internet’i kullanmak konusunda attığı doğru adımlar, benim gibi internet konusunda kurumlara profesyonel hizmetler sunan bir kişiyi oldukça memnun ediyor. Daha da önemli olanı, müşterilerini memnun ediyor olması…

Bu hafta bir THY yetkilisinden aldığım mesaj, konuyla ilgili yazımı fark ettikleri ve durumu inceleyeceklerini belirtiyordu.

Bugün THY web sitesine baktığımızda, Türkçe sayfalarda artık “Türkiye” ifadesinin kullanıldığını görüyoruz.

Bir katkım olduysa ne mutlu bana.

Ancak önemli olan uluslararası arenada ülkemizi temsil eden en önemli kuruluşlardan birinin web sitesinde, Türkçe bölümlerde Turkey ifadesi yerine Türkiye ifadesinin kullanılmasıydı.

Bu da oldu.

Teşekkürler THY.

AddThis Social Bookmark Button

İnternet’i ne zaman anlarız?

Bu soruma şu gerekçelerle itiraz edip, “Biz zaten internet’i anladık” diyenler olacaktır;

1- Ülkemizde 6 milyonun üzerinde ADSL abonesi var.
2- İnternet kullanıcı sayısı 17 milyona yaklaşmış.
3- Hemen herkesin bir e-posta adresi var.
4- Bir çoğumuz blog sahibi, diğerleri sosyal ağlarda vakit geçiriyor.
5- İstanbulda web kameralarına bakmadan trafiğe çıkmıyoruz.
6- Haberleri artık internetten takip ediyoruz.
7- Konser, sinema, uçak gibi her türlü biletimizi internetten alıyoruz.
8- Fotoğrafımızı internette bastıryoruz.
9- İşimizi internette arıyoruz.
10- Yirmi otuz yıldır görmediğimiz ilk okul arkadaşımızı internette buluyoruz.

Bunlar gerçek. Doğru.
Birde bu gerçekler ışığında şu sorulara cevap arayalım;

1- Yukarıda listelenen internet nimetlerinden faydalananların çoğu çalışan insanlar mı?
2- Bu insanların bazıları şirketlerde yönetici mi?
3- Bazıları reklam ajanslarında, pr ajanslarında, pazarlama iletişim konusunda uzaman şirketlerde çalışıyorlar mı?
4- Bazıları internet’e yatırım yapmak veya interneti pazarlama amaçlı kullanmak adına şirketlerde karar verici pozisyonda mı?

Bu sorularının tümüne verilecek cevap tartışmasız EVET.

Şimdi asıl sorulara geçelim;

1- Birkaç sermaye grubu ve Teknoloji Holding gibi vizyoner bazı şirketler dışında kaç büyük şirket internette iş yapıyor?

2- Büyük reklam bütçeleri olan şirketler, 3000 civarı haneye konan bir takım cihazlarla ölçümleyebildikleri TV mecrasında yayınlayacakları reklamlara, tirajları esas alıp dikkat çekip çekmediğini bilmedikleri dergi ve gazete reklamlarına, sokakta kaç kişinin gördüğü sadece tahminlerle belirlenen outdoor reklamlarına, sadece ünlü oldukları için onbinlerce dolar ödeyerek fuar stantlarına getirdikleri şöhretlere itibar ederken acaba internet reklamcılığına ne kadar bütçe ayırıyorlar?

3- Birkaç bin kişiye ulaşacak, bir çoğu çöpe giden basılı evrak ve kataloglara onbinlerce dolar harcanırken, iş web sitesi yaptırmaya gelince bütçeler neden bir kaç bin dolara iniyor? Sadece müşteri kazanmak adına neredeyse kâr etmeden kendi ajanslarını kurup çalışan genç tasarımcılar neden itibar göremiyor?

4- Reklamcılık konusunda kendini kanıtlamış Reklam ajansları müşterilerine belirli projeleri hatırı sayılır bütçelerle kabul ettirebililirken, ülkemizde herkesçe başarısı kabullenilmiş İnteraktif Ajanslar doğru projeler yapabilmek adına neden istedikleri bütçeleri kullanamıyor?

Bu noktada şu konunun altını önemle çizmek isterim.
Burada karşılaştırma yaptığım mecralara, uygulamalara ve ajanslara kesinlikle itirazım yok.
TV’de reklam yapmayı, katalog basmayı, büyük reklam ajanslarıyla çalışmayı eleştirmiyorum.
Geleneksel Reklam ve iletişim yöntemlerinin varlığına karşı değilim.

Benim dikkat çekmek istediğim, konu internet olunca, tabiri caizse “dananın kuyruğunun koptuğu yer” olan bütçeler hep kesiliyor, kısılıyor…

Neden? 

Çünkü henüz internet’i anlamadık.

Ne zaman anlarız?

Emin olun bende bilmiyorum!

AddThis Social Bookmark Button

Siz olsanız Türkiye’de hangi internet şirketini satın alırdınız?

Bir önceki yazımda 2008′in Dünya ve Türkiye ekonomisi adına çok da parlak olmayabileceğine dikkat çekmiştim.
Ancak olumsuz ekonomik ortamlar, hele ki kriz ortamları bazıları için büyük zararlar verirken, bazılarına da büyük fırsatlar sunar.

2008 ile ilgili Makro açıdan olumsuz ekonomik görüntü, özellikle internet adına farklılıklar arz ediyor.
Cep telefonu kullanımı, internet kullanıcı sayısındaki artış, MSN kullanıcı sayısı gibi bir çok dikkat çekici istatistik gerçek yabancı yatırımcıyı Türkiyeye çekebilecek seviyede.

Bunun da örneklerini yavaş yavaş görmeye başladık.

Şimdi soru şu;

Bireysel girişimlerle, küçük çaplı şirketlere veya büyük gruplara baktığınızda siz olsanız hangi web sitesini/şirketi satın almak isterdiniz?

Sosyal ağ siteleri, fotoğraf baskı hizmetleri, haber servisleri, oyun siteler, büyük portallar, hosting şirketleri…

Her biri için bir  çok alternatif var.

Ama hangisi?

AddThis Social Bookmark Button

Bundan sonra adımlarınızı düşünerek atın…

Ülkemizin gelişme sorunu yaşamasının belkide en önemli sebebi sadece günü yaşamamızdan geçiyor.
Bugün otuzlu yaşlarında olan hemen herkes, 1960-1990 yılları arasında Türkiyede siyasal, ekonomik ve ticari anlamda neler olduğunu, nasıl bir süreç yaşandığını çok da iyi bilmiyor.

90′lı yıllarda hiç kimse, 2008 yılında üretimin değil pazarlamanın önemli olacağını ön görmedi.
Önce üretmeye odaklandık, daha sonra Kaliteli üretime.

Kaliteli ürünlerimizi Dünya pazarlarına nasıl satabileceğimizi hiç düşünmedik.
Yeni ürünler geliştirmek, bilişime ve teknolojiye yatırım yapmak aklımıza bile gelmedi.
Dünyanın üretim üssü olacağımız zannettik herhalde.
Çin’i, Hindistan’ı aklımızın ucundan bile geçirmedik.
Dünyada çıkan her yeni ürünün ülkemize anında gelmesini gelişme zannetik.

2001 yılındaki ekonomik krizden sonra, Dünyadaki sıcak para ülkemize geldi.
Onlar için ödedikleri bedeli 4-5 sene içerisinde çıkatabilecekleri kârlı şirketleri satın alabilmeleri, borsa, faz gibi piyasalardan yüksek kâr elde etmeleri yeterliydi. Şimdi gitme zamanı…

Bugün ABD’de yaşanan ekonomik kriz Dünya ekonomisini’de etkiliyor.
Yılmaz Özdil’in Hürriyet’teki yazısında belirttiği gibi 196 yıldır görülmemiş bir şey oldu;

Citigroup, 18 milyar dolar zarar etti.

Merrill Lynch, 14 milyar dolar,

Morgan Stanley, 9 milyar dolar,

Özetle Dünyanın kár rekortmenleri, dünya tarihinde görülmemiş derecede zararlar açıkladılar.

Ülkemizde kendini iyice hissettirmeye başalayan ekonomik daralma 2008′de hiç istemediğimiz yeni bir kriz çıkartır mı?
Bunu bekleyip görmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok.

Pazar daralmasın, işler durmasın diye iyi gitmeyen işleri iyi göstermeye çalışmanın, topluma hiç bir zaman yansımayan sözde istikrarı konuşmanın zamanı değil artık..

Artık ülkemizdeki siyasi, ekonomik ve ticari gelişmeleri daha iyi takip etmenin, karar verirken daha akıllı davranmanın, adımları düşünerek atmanın zamanı…

AddThis Social Bookmark Button



interaktif gündem

interaktif pazarlama
Facebook'daki interaktif pazarlama gurubumuza katılmak için tıklayınız!