'Bloglar' Kategorisi Arşivi

Açık alan

2007_08_15.jpg

Hsbc’nin kurum içi bloğuyla ilgili yazımdan sonra projeyi hazırlayan ajansın yönetici ortağı sevgili Murat Kalaora bana bir e-posta mesajı gönderdi.Mesajında risk konusuna da değinmişti Murat. Bende kendisinin izniyle belirttiği şu cümleleri bu yazıma taşıyorum;

Yazında belirttiğin risk konusu ile ile ilgili düşüncelerimi aktarmak istedim:

Risk göreceli bir kavram ve bunu sadece şirket sırlarının dışarıya çıkması vb. türde bir tehlikenin varolması anlamında algılamamak gerekiyor. Öncelikle burada 5,100 kişilik büyük bir topluluktan bahsediyoruz ve ilk kez bu boyutta bir kurumda – teknolojinin de yardımıyla – istisnasız tüm çalışanlar şirket ile ilgili konular dahil olmak üzere her konuda, özgürce yazı yazma ve görüş bildirmeye hem davet hem de teşvik ediliyor. Buradaki risk, kişilerin bu platformu kötüye kullanması, hatta ne yazık ki birçok online platformda örneklerine rastladığımız şekilde gördüğümüz şekilde tatsız, terbiye sınırlarını aşan tartışmaların çıkmasıdır. Böyle bir durumda kurum platformu denetim altına almak hatta geri çekmek durumunda kalabilir ki bu haliyle kurum kültürünü geliştirmeye çalışan bir şirket için kötü bir durum olacaktır.

Bence Murat risk meselesini gayet güzel açıklamış.
Projeyi HSBC ile birlikte ortaya çıkaran Murat ve Magiclick ekibi tabiki işin detaylarını bizden iyi bilecekler.

Ben risk meselesini sadece müşteri odaklı irdelemiştim. İşin çalışan kısmını da Murat Kalaora açıklamış oldu.
Kendisine çok teşekkür ediyorum.

Bu arada bloğun tasarımı çok hoş.

1000 adet yazı ve 5000 adet yorum ise oldukça başarılı bir istatistik.

Darısı diğer bankaların ve şirketlerin başına..

Blog ve blogculuğun tanımı

Bu aralar bloglar ile ilgili okuduğum kitaplarda birçok tarif ve tanımlama ile karşılaşıyorum. Türkçe’ye çevrilmiş, Blog dünyasını çok iyi bir şekilde anlatan Çıplak Sohbetler kitabı ( Naked Conversations ) ve çok da başarılı bulmadığım diğer kitapların hiç birinde yapılan tarifleri ben kendi adıma yeterli bulmadım.

Hiçbir tarif benim beğenerek okuduğum blogcuları ve blog yazarken kendi dikkat ettiğim esasları tam olarak bir araya getirememişti.

Kendi adıma blog ve blogculuğun tanımını yapmanın zamanı geldi de geçiyor diye düşünürken kendimi bu yazıyı yazarken buldum.

Blog ve blogculuğu anlatmak için hepimizin aşina olduğu bir tanımlamadan yola çıkacağım

Fotoğrafçı kimdir?
Günümüzde cep telefonları sayesinde hemen herkesin fotoğraf çekme olanağı var. Ancak her fotoğraf çeken veya elinde en gelişmiş fotoğraf makinası olan kişiyi fotoğrafçı şeklinde tanımlamıyoruz.

Fotoğrafçı denilince hepimizin aklına fotoğrafçılık ile ilgili belirli bir fotograf birikimine sahip, fotoğraf çekmeye az veya çok zaman ayıran, fotoğrafçılığa gönül veren kişiler geliyor.

Amatör fotoğrafçı ile profesyonel fotoğrafçıyı bir birinden ayıran ise bilgi veya tecrübe birikimi değil, profesyonellerin fotoğrafçılık sayesinde gelir elde ediyor olması.

Bloğu tanımlamak yerine blogcu’yu tanımlamak gerekli!

Yazımın başında belirttiğim gibi fotoğraf çeken herkese fotoğrafçı demiyoruz. O zaman blogspot, blogcu veya wordpress gibi çeşitli blog servislerini kullanarak yazılar yazan herkese de blogcu diyemeyiz.

Blogculuğa uygun bir web sitesi altında veya kendi oluşturduğu bir site içerisinde yazı yazan kişi, yılların gazetecisi de olsa, iş dünyasında sözü geçen birisi de olsa, yazıları çok başarılı, çok etkili de olsa birazdan bahsedeceğim özelliklere sahip olmayan, bu özellikleri bloğunda göstermeyen hiç kimse bence blogcu olarak tanımlanamaz.

Blogcu kimdir?
Blogcunun kim olduğunu bir cümlede tarif etmek benim için çok zor olsa da kısaca şöyle tarif etmeye çalışalım;

Blogcu; dönemsel olarak internette yazılar yazan, yazılarına olumsuz da olsa yorum eklenmesine müsaade eden, yazdığı konu hakkında birikim sahibi, eleştiriye açık, kendisiyle aynı konuda yazan blogcuları takip eden, blog dünyasına yorumlarıyla katılan, şeffaf ve samimi olabilen, dil bilgisi çok iyi seviyede olmasa dahi kafasındakileri yazıya dökebilen kişi olarak tanımlanabilir.

Bu tanımı biraz daha detaylı bir şekilde incelersek;

1- Blogcu internette kendisine, çalıştığı kuruluşa veya başkalarıyla birlikte oluşturduğu bir gruba ait web sayfasında dönemsel olarak yazı yazan kişidir. Dönem olarak günde bir kaç defa, her gün veya haftada bir gün seçilebilir. Haftada bir gün’ü aşan dönemler blogcu olmayı zorlaştırır. Zira sık güncellenmeyen blogların kendi takipçilerini oluşturması çok zordur.

2- Blogcu tarafından yazılan yazıların başkaları tarafından takip edilmeye değer olması, yani yazıyı yazan kişinin görüşlerine, fikirlerine ve yorumlarına itibar ediliyor olması gerekmektedir. İtibarı gösteren bir kişi de olabilir bin kişide. İtibarı gösteren dünyanın en bilgi kişisi de olabilir, en bilgisizi de. Yani blogcunun yazdığı yazı bir kişi bile tatmin etse, o blogcuyu sadece bir kişi takip etse yeterlidir.

3- Blogcunun yazdığı yazıların bir konu bütünlüğünde olması ( yeme-içme, moda, internet vb ) blogcunun farkedilmesi ve takip edilmesi için bir avantaj olsa da, blogcu kendi bloğunda dilediğini yazabilir. Bir gün siyaset yazıp diğer gün teknoloji yazmak tamamen kendi seçimidir. Ancak şu unutulmamalıdırki bir bloğun takip edilmesinin en büyük sebebi, takipçilerin o blogdaki içeriğe değer vermesidir. Bir blogcunun her konuda takip edilemeye değer birikimde olması çok zordur.

4- Blogcu, yazdığı yazılar hakkında yapılan olumsuz eleştirileri ve yorumları sayfasında yayınlayabilmeli, hata yaptığında hatasını yazılarında açıkça belirtebilmeli, yazısını yazarken esinlendiği, bilgilendiği ve kaynak olarak kullandığı diğer web sayfalarına veya başka blog yazarlarının yazılarına bağlantılar vermelidir.

5- Blogcunun belkide en önemli özelliği başka blog yazarlarını da takip ediyor olması ve kendisiyle ilgili konularda yazılmış blog yazılarına yorumlarıyla katılmasıdır. Blogcular yazmaktan çok okumaya ve yorum yazmaya vakit ayırır. Zira blogculuk kendi bildiğini etrafa yaymak değil, bilgiyi paylaşmak, paylaşılanlardan edinilen kazanımlarla yeni fikirler ve görüşler elde etmektir.

6- Blogcunun dil bilgisi çok iyi olmayabilir. Ancak kafasındaki düşünceleri yazıya dökebilecek ve okuyanların anlamalarını sağlayacak bir yazım diline sahip olması gerekmektedir.

7- Blogcu yazılarında ve hitaplarında dilediği şekilde hareket edebilir. Örneğin yorumlarıyla katılan kişilere cevap verirken Mehmet, Mehmet kardeşim, Mehmet arkadaşım veya Mehmet bey gibi ifadeler kullanmak tamamıyla kendi seçimidir.

Blog nedir?
Blogcuyu tanımladıktan sonra, blogcunun oluşturduğu bloğuda tanımlamamız gerekir.
Blog, bir kişi veya grup tarafından yazılan yazıları web sayfasında ters kronolojik sırayla otomatik olarak düzenleyebilen, yazılara yorum yazılmasına, yazı ve yorumların RSS ile takip edilmesine fırsat veren, tercihen teknik bilgi gerektirmeden yazar tarafından yönetilmeye uygun web sayfasıdır. Blogcu tarafından yazıların yazılara ve veya bloğun ana sayfasına başka bir web sayfası/blog tarafından bağlantı ( link ) verildiğinde, bloğun yönetim ekranında bunun takip edilebilmesine olanak sağlayan bir özellik olması çok önemlir. Bu sayede blogcu kendi yazılarına başka bloglarda verilen bağlantıları takip etme ve o bloğa gidip yorum yazma olanağına sahiptir.

Neden blog ve blogcu şekilde ingilizce ifadeler kullanıyorum?
Blog yazmaya başladığım ilk dönemlerde yazılarımda blog yerine e-günlük ifadesini kullanmaya özen gösterdim. Türkçe konusunda mümkün olduğu kadar hassas davranmaya çalışıyordum. Zamanla blog ve blogculuk kelimelerinin e-günlük, sanal ortam günlüğü, internet güncesi gibi kelimelerle ifade edilmelerinin imkânsız olduğunu farketim. Web ve log kelimelerinden oluşmuş blog kelimesi, aslında İngilizce içinde yeni bir kelime.

Blog kelimesini olduğu gibi kullanırken blogger yerine blogcu, blogosfer yerine blog dünyası, blogum yerine bloğum demeye de özen gösteriyorum. Blog yazarı yerine blogcuyu tercih ediyorum. Çünkü yukarıda anlattıkların blogculuğun sadece yazmaktan ibaret olmadığını gösteriyor.

Sonuç
Blog açmak çok basit bir iş olsada blog yazmak, blog yazılarınızı takip edilebilir hale getirmek ve yazılarınıza yorum almak hiç de kolay değildir.

Hele blogcu olmak çok daha zor bir iştir. Bilmek, takip etmek, yazabilmek, yorumları cevaplayabilmek ve bu süreçte itibar kazanmak zor ama keyifli bir süreçtir.

Belkide en güzeli, bu süreçte yüz yüze gelmediğiniz, sesini duymadığınız kişilerle 40 yıldır tanışıyormuş gibi sadece yazışmalarla yeni arkadaşlıklar başlatmak..Kendiniz gibi düşünen, sizinle aynı fikirleri paylaşan kişilerle tanışıyor olmak.

Tanımlamalarımda eksikler olabilir.  Bu tanımlamalara katılmayanlarda olacaktır.

Yorumlarınızla katkıda bulunursanız memnun olurum.

Konuyla ilgili yazımı hazırlarken okuduğum blog yazıları;

http://selimtuncer.blogspot.com/2006/12/u-blog-szn-bir-tatlya-balasak-m.html

http://blog.wolkanca.com/beyaz-blogcu-ve-siyah-blogcu/

http://netgunlugu.blogspot.com/2007/06/gnlk-deil-blog.html

http://www.turkerkeskinpala.net/okyanusotesi/2007/07/08/turk-blog-dunyasi-sekilleniyor/

HSBC’den kurum içi blog

Bu Pazar Hürriyet gazetesinin IK ekinde bu haberi okudum.

Haberde HSBC’nin kurum içi bir blog açtığı ve 3000′e yakın çalışanın bloğu aktif olarak kullandığı belirtiliyor.

Haberde HSBC’nin ajansı MagiClick’in Genel Müdürü Murat Kalaora’ya da yer verilmesi memnuniyet verici.

Kurulduğu günden beri başarılı internet projeleri hazırlayan MagiClick yine başarılı bir işe imza atmış.

Haberin başındaki cümlede dikkatimi çeken iki konu var. İlk önce haberin giriş cümlesine bakalım;

“HSBC, bankalarda görmeye alışık olmadığımız bir şey yaptı: Kurum içi blog açtı. Blogu, açıldığı 10 Mayıs’tan bu yana bankanın 5100 çalışanının 3000’i aktif olarak kullanıyor. Kurumsal İletişim departmanının himayesinde oluşturulan blogda yazıların denetlenmesi söz konusu değil. Peki bu bir risk değil mi? Blog, açıldığı ilk günlerde bu sınavı geçti.

1- Blogu yerine Bloğu denilmesi gerekiyordu. ( Bu konuyla ilgili Selim Abi’nin bu yazısını okuyabilirsiniz )

2- Sadece kurum içine açık, yazıların ve yorumların kimler tarafından yazıldığı takip edilen bir blog’da nasıl bir risk olabilir ki?

HSBC ve MagiClick’i bu başarılı uygulamadan dolayı ( bloğu görme fırsatımız olmadı ama yapılmış olması bile başarılı bulmaya değer ) tebrik ediyorum.

Blog yazan yönetici var mı sorusuna bir cevap buldum!

Bu aralar bloğumu güncel tutamıyorum. Gerek iş gerek özel hayatımdaki yoğunluk haliyle yansıyor blog yazıları performansıma.

Bloğumun yönetim ekranında biraz önce farkettiğim bir bağlantı sayesinde BSH Ev Aletleri Kurumsal İletişim Müdürü Fatmanur Erdoğan’ın kişisel bir blog yazdığını farkettim.

Fatmanur hanım ile BSH ile ilgili bir proje için yapmış olduğumuz görüşmede tanışma fırsatım olmuştu.

Fatmanur Erdoğan ”Kariyer ve Yaşam Dengesi Üzerine Profesyonel Tavsiyeler” şeklinde özetlediği Kariyer Yolculuğu adlı bloğunda özellikle gençlere yönelik tavsiyeler yazıyor.

Özellikle Kurumsal şirketlerde önemli birikimler edinmiş yöneticilerin gençlerle yakın temasta olması, onlara iş hayatı ile ilgili daha somut tavsiyelerde bulunması çok güzel.

Cumhuriyetime sahip çıkıyorum bandı!

2007_05_01.jpg

Biraz önce farkettiğim www.iyisay.com sitesi, son günlerde oluşan tepkiyi internetteki yayıncılarla dile getirmeyi hedefliyor.Alan adı 29 Nisan’da alınmış.
Tasarım gayet güzel.
Kodlama başarılı.
Kullanımı çok kolay.

Buradaki tek satırlık html kodunu alıyorsunuz.

Ekliyorsunuz sitenizin html kodlarına.

Başlıyorsunuz internette tepkinizi göstermeye.

Çok başarılı bir proje.

Elinize, aklınıza sağlık..

Bloglar dikkat çekmeye başladı! Webrazzi.com’da iki sponsor!

2007_02_15_2.jpg

İş dünyası ile ilgili Blog yazarlarının kalitesiz içerik sunmak gibi bir lüksü yok.
Özgün içerik üretiyorlar. Aksi takdirde dikkat çekmeleri, ziyaret edilmeleri mümkün değil. 

Blogculugda başarının şartı olmasa dahi önemli bir kuralı, belli bir konu üzerine odaklanıyor olmak.
Alternatif binlerce içerik ve blogcu arasında akılda kalabilmeniz ve dikkat çekebilmeniz için belirli bir konu, özellikle de bildiğiniz bir konu üzerinde yoğunlaşmanızda fayda var.

Sevgili Arda Kutsal bu işi en iyi bilenler arasında yer alıyor. Kişisel bloğu olan ardakutsal.com’u açtıktan sonra, yeni nesil web girişimleri ve web 2.0 projeleri ile ilgili analizlerini paylaştığı farklı bir blog yayınlamaya başladı. Webrazzi.com

Her iki site de internet odaklı yazılar yazıyor olmasına rağmen, webrazzi.com’da web girişimlerine odaklandı.
Webrazzi.com intertte iş yapmak için yola çıkan büyük-küçük bir çok kişi ve şirketin ilgi odağı haline geldi.

Arda’ya webrazzi.com’dan bir çok talep ve öneri geliyor.

Webrazzi.com ilerleyen günlerde bir danışmanlık şirketine dönüşecek mi yoksa bir blog olarak başarılı yayınına devam mı edecek? Bunu zaman gösterecek.

Ancak gerçek olan şu ki, blogaki potansiyel ve ziyaretçi sayısının yüksekliği, webrazzi.com için bir gelir kaynağı oluşturdu.

Webrazzi.com’un sponsorluk talebini kabul edeceğini duyurması ile birlikte nokta.com ve benimde ortağı olduğum kurumsalhaberler.com’la sponsorluk anlaşmaları yapıldı.

Kurumsalhaberler.com olarak daha önce konferans, zirve ve fuar gibi bir çok kurumsal organizasyona sponsor olmuştuk.

Bir bloğa sponsor olarak bir ilki daha gerçekleştirdik.

Tüm bu çabaların henüz internet konusunda girişim yapmamış ancak çok değerli projeleri olan kişi ve kuruluşlara itici bir güç oluşturmasını diliyorum.
[tags]Webrazzi, kurumsalhaberler.com, nokta.com, sponsorluk, web 2.0[/tags]

Pazarlama blogları karnavalı

Bu haftanın ev sahibi Arda Kutsal.
Arda Kutsal’ın karnaval yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Pazarlama blogları karnavalı

041206_karnaval.jpg

Pazarlama Blogları Karnavalı’nı haftalardır keyifle sürdürüyoruz. Bu hafta Karanaval’ın ev sahibi benim. Yazıların bir çoğu benimde bilgi birikimimde olan yorumlara müsait. Ancak bu yazımda kısa yorumlar yazmaktansa, sizleri blog yazarlarının kendi yazılarıyla baş başa bırakmayı uygun görüyorum. Zira ben tüm yazıları büyük bir keyifle okudum. Gün geçtikçe bloggerların daha etkili ve dikkat çekici yazılar yazdığını sizde göreceksiniz.

Haydi başlayalım;

Sevgili Volkan VardareliOrmanda tek başıma korkuyorum bazen” başlıklı yazısına müşteri kavramını biraz açarak başlıyor. Müşteri dediğimiz kişiye “bir anlamda sağılmayı bekleyen inekler” diyebiliriz diyor. Bu tanımın kendisine ait olmadığını, bu tanımın bizzat şirketler tarafından yapıldığını yaşadığı örnek bir olayla anlatıyor. Sibermobil şirketinin kendisini kandıran bir yöntemle mobil bir servise üye yapmasında ve gönderdiği mesajları cep telefonunun faturasına yansıtmasından bahsediyor. Turkcell’in ve iş ortağı Sibermobil.com’un sorununa sahip çıkmamasını mümkün olan en nazik dille anlatıyor.

Tunç KılınçMeltem Yaşar: Kariyer mi, Uganda mı? Pole Pole! ” başlıklı yazısında 13 yıl boyunca Türkiye’nin en büyük firmalarında çalışan Meltem Yaşar’ın anlık bir karar ile işi gücü bırakıp Uganda’ya yerleşmesini anlatıyor. Uganda’yı “Büyülü bir yer! Sadece insani gereksinimlerini karşılamaya çalışmaktan kötülüğe, ikiyüzlülüğe, entrikaya vakit bulamayan, hayatta kalmaya çalışan insanların ülkesi…” şeklinde tanımlayan Meltem Yaşar’ın hayallerini gerçeğe dönüştürmesini anlatan yazıyı keyifle okuyacaksınız.

Cengiz ÇatalkayaOperadaki Altın ” yazısında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sahneye koyduğu “Ali Baba ve Kırk Haramiler” adlı operada, altınları gören sanatçının “Goldaş altın” diye bağırmasından bahsediyor. Etkili başlık, kısa yazı, kişisel yorum ve konuyla ilgili altı farklı web sitesine bağlantı. Cengiz’in bu yazısı “Başarılı bir blog yazısı nasıl olmalıdır?” sorusuna adeta cevap verir nitelikte!  

Zeynep Özata daha önce yazdığı “Büyük fikirler bunlara hazır olan kafalar için vardır” başlıklı yazısının gördüğü ilgi üzerine bu hafta “ Kafalarımızı büyük fikirlere hazır etmek için bir şeye daha ihtiyacımız var ”  yazısında, ülkemizde klasik pazarlama anlayışını benimsemiş ve bu anlayıştan vazgeçmeye niyeti olmayanların silkinmelerini sağlayacak çok güzel mesajlar veriyor. Yazı içerisinden benim çıkardığım ana fikir Zeynep’in şu sözlerinde yer alıyor;
“Bizim ihtiyacımız olan ulaşabildiğimiz her kanaldan tüketiciye ulaşmak değil. Artık zaman tüketicilerin bize ulaşmasını da kolaylaştırma zamanı. Yapmamız gereken tüketiciyi gerçekten dinlemeyi, onun bize gönderdiği mesaj ve sembolleri anlamayı öğrenmek. Ama bu sembolleri sadece bize göründüğü gibi değil, tüketicinin gözüyle, daha derinlerdeki anlamıyla anlamaya çalışmak. İşte o zaman ilişkisel pazarlamanın, etkileşimli pazarlamanın gerçekte ne demek olduğunu da anlamış oluruz.” 

Selim Tuncer yazılarında Ali Saydam ile imaj/algı kavramlarını tartışıyor. Diyalog şu şekilde gelişiyor;

Ali Saydam: İmajı artık yalnız cahiller kullanıyor

A. Selim Tuncer: Algılama eyleminden sonra zihnimizde oluşan ‘şey’e siz ne diyorsunuz Hocam?

Ali Saydam: Adımı John Smith yapmama gerek kalmadı

A. Selim Tuncer: Biz sizi John Smith’e, Steven Collins’e değişmeyiz!

Ali Saydam: Başbakan bir süre daha ‘imaj’ diyecek…

A. Selim Tuncer: Ali Saydam “edebiyat yaptığı” için tartışma boşluğa düştü!

Barış ErkolLogo Tasarım Trendleri 2006 “ başlıklı yazısında web 2.0’ın kendine has logo tasarımlarının, logolarını yenileyen firmalara bir ilham kaynağı olduğundan behsediyor. Barış’ın yazıyla birlikte kullandığı slide show sayesinde slide.com şeklinde faydalı bir site ile tanışma fırsatınız var. 

Arda Kutsal Altivi ve Bilyoner’in gizlilik ilkesi uyumluluğu ” başlıklı yazısında altivi.com’un gizlilik ilkelerinin şaşırtıcı bir şekilde bilyoner.com’a benzemesinden bahsediyor.

Arzu CihangirZaman’ım şimdi ” başlıklı yazısında Etkileşimli pazarlama zirvesinde tanıştığı Zaman Gazetesi Online İçerik Danışmanı Osman Köroğlu’na e-posta ile sorduğu soruları ve aldığı cevaplara yer veriyor. Ayrıca Zaman gazetesinin yeni uygulamasın Zamanım’a dikkat çekiyor. 

Onur Yüksel’in Yrd.Doç.Dr. Engin BARAN’ın konuşmacı olarak katıldığı DHL’in 25.yıl yemeğindeki gözlemlerini aktardığı ” Engin Baran. Türkiyede marka olmak” başlıklı yazısı; “Okuduğumuz, üniversitede öğrendiğimiz ya da duyduğumuz modellerin çoğu yurtdışından ithal. Peki biz bu modelleri anlayabiliyor muyuz? ya da bu modeller bize ne kadar uyuyor?” sorusunun cevabını arar nitelikte.

Refik Çağlayan, ” PARAzitizm, Spam Abonelikli Servisler ve Sektöre Çağrı ” başlıklı yazısında spam’in yalnızca e-posta ile olmadığını anlatıyor. Yazısında geçimiş yazılarından da bahsediyor.
“Garson! sim kartımdan kıl çıktı…”, “55555’e mesaj at, ömür boyu paranı alalım….” başlıkları dikkat çekiyor.

Mehmet DoğanGünün Modası:Sadelik ” başlıklı yazısında bir web sitesi ya da bir web uygulaması içinde gerçekleştirilen başarılı sadelik ve yalınlığın, sanıldığından çok daha kompleks ve zor olduğunu anlatıyor.  

Alper AkcanBir WOMM uygulamasının sonuçları ” başlıklı yazısında Turkcell Messenger için hazırladıkları WOMM kurgusu ile ilgili yazısında WOMM ve Viral pazarlama ile ilgili geçmiş tarihli yazılarına bağlantı veriyor. Viral ve WOMM uygulamalarının başarılı olabilmesi için önemli noktalara dikkat çekiyor.

Alemşah ÖztürkEtkileşimli Pazarlama Zirvesinin ardından ” başlıklı yazısında zirvede yaptığı sunumdan, zirvenin başarısından ve etkileşimli pazarlama ödüllerinden bahsediyor.

Özen DemircanFast Food ” başlıklı yazısında McDonalds ve Burger King gibi fast food satılan mekanlardan uzak durduğunu anlatıyor.

Şahin TekgündüzReklamcı niye ağlar?..  ” başlıklı yazısında 70′li yılların başlarındaki bir anısını anlatıyor. 1973 yılında doğan bir kişi olan biri olarak keyifle okuyup, “Ne güzel yazmışsın Şahin abi” dedirtecek ustaca bir yazı, ancak Şahin abi gibi bir reklâm üstadının elinden çıkmış olabilir. Şahin abinin şu sözler dikkat çekiyor;

“En küçük başarı bile bizim için paha biçilmez değerler ifade ediyordu. Şimdilerde olduğu gibi, ajansının kazandığı Kristal Elma ödülünü almak için, pejmürde bir kılık, bir karış sakal ve ağzında sakızla sahneye çıkan ve kendinden başka her şeyi, mesleğini, müşterisini, hizmet verdiği markayı ve yaptığı işi küçümser görünmeyi marifet ve başarılı olmanın gösterisi sanan garip gençler gibi değildi” .  

Yazılarından dolayı arkaşlarıma teşekkür ediyorum.

Bu karnaval başka karnaval!

 

140806_karnavalalper_k.jpg

Marketing Türkiye’nin öncülüğünde geçtiğimiz aylarda bir gurup Blog yazarı bir araya geldik. Hepimizin ortak konusu Pazarlama çatısı altında yazıyor olmaktı. İkinci toplantımızda sevgili Özgür Alaz “Pazarlama blogları karnavalı düzenleyebiliriz” şeklinde bir fikir attı ortaya. Toplantıda ilgi gören bu fikir daha sonra e-posta gurubu yazışmalarında olgunlaştı.

Ve en nihayetinde karnaval başladı. Bugün itibariye dördüncü haftasına giren karnavalda, her hafta bir blog yazarı diğer yazarların kendisine gönderdiği güncel son yazılarını kendisi kısaca yorumluyor ve kendi bloğunda yer veriyor.

Internet kendi içinde farklı bir kültür oluşturmaya başladı. Internet çok önemli özelliklerini her geçen gün daha fazla belirginleştiriyor. Paylayaşım ve bilgiye ulaşım bu özelliklerin başında geliyor.

Neyse sözü daha fazla uzatmadan size dördüncü haftanın karnavalını ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.

Dedim ya. Bu karnaval başka karnaval.Dördüncü hafta :
http://marketingma.blogspot.com/

Üçüncü hafta:
http://zeynepozata.wordpress.com/

Dördüncü hafta :Üçüncü hafta:İkinci hafta:
http://www.mobilasyon.com/blog/_archives/2006/7/31/2181445.html

Birinci hafta:
http://www.marketallica.com/