'Interaktif Pazarlama' Kategorisi Arşivi

Markalar Twitter’ı nasıl kullanmalı?

twitter2Sosyal Medya’yanın vagzeçilmez unsurlarından biri de Twitter. Dünyada oldukça fazla kullanıcısı olan bu mikro blogging platformu, Türkiye’de özellikle medyanın gündemine girmesi ile popülerleşmeye başladı.

Twitter, bireyler için farklı kullanım sebepleri sunuyor. Markalar/şirketler açısından bakıldığında da oldukça önemli bir platform. Markalar tarafından farklı amaçlara yönelik kullanılabilecek olan Twitter’ın ülkemizdeki kullanım örneklerinin sayısı da her geçen gün artıyor.

Twitter, pazarlama süreçlerinize yeni fırsatlar sunacak bir platform olmakla birlikte geleneksel pazarlama yöntemlerini de etkin bir şekilde kullanabilmenize olanak sağlıyor.

İşte size geleneksel pazarlama ve PR faaliyetlerini Twitter’a taşıyabilmeniz için beş yöntem;

Müşteri hizmetleri
Müşteri hizmetleri ve çağrı merkezi hizmetlerinizi twitter’a da taşıyın. Twitter kullanıcılarının size ulaşmasını kolaylaştırın. Sorunlarını ve taleplerini dinleyin. Çözümlerinizi Twitter üzerinden sunun.

Kriz yönetimi
Twitter kriz anlarında mesajınızı en hızlı şekilde iletmenizi sağlayacak, markanın doğrudan iletişim kurabildiği bir platformdur. Kriz anlarında kullanıcıları takip edin. Onlara samimi ve doğru cevaplar verin.

Medya Takibi ( Sosyal Medya Takibi )
Twitter’da markanızı takip edin. Markanız hakkında olumlu ve olumsuz görüşler yazan kişilerle irtibata geçin. Onların sorunlarını çözmeye çalışın. Markanıza uygun tavsiyeleri hayata geçirin.

Promosyon ve kampanyalar
Twitter kullanıcılarına özel promosyonlar yapın. Tüm promosyonlarınızı ve kampanyalarınızı twitter’dan duyurun. Sadece takipçiler özel promosyonlar ve öncelikli haberdar olma fırsatı takipçilerinizin sayısını arttırmanıza yardımcı olacak.

Haber duyurumu ve basın bülteni yayını
Şirketiniz ile ilgili gelişmelerin yayınlandığı basın bültenlerine linkler verin. Haberlerinizi Twitter üzerinden duyurun.

Kurumsal web sitesinde içeriğin önemi

Not: Bu yazı 23 Temmuz 2008 tarihinde Kurumsalhaberler.com Blog’da yayınlanmıştır.

Kurumsalhaberler.com’u kurmadan önce yaptığımız asıl iş markalara interaktif ajans hizmeti vermek idi. Bu hizmetlerimizi eski sıklığında olmasa dahi halâ devam ettiriyoruz.

Bizim markalara her zaman tavsiyemiz şu oldu; “İçeriğe yönelin!”

Bu tavsiyenin çıkış noktası, internet kullanıcılarının internette seçme şansının fazla olması nedeniyle, başarılı içeriği olan sitelere yöneliminin fazla olduğu idi.

Web 2.0 süreci ile birlikte kullanıcı tarafından oluşturulan içerik kavramı iyiden iyiye hayatımıza girdi. İnternet kullanıcıları aradıkları içerikleri bloglarda bulmaya başladı.

Örneğin fotoğrafçılıkla ilgilenen kişiler, www.fotografkiraathanesi.com gibi bir blog’u, herhangi bir fotoğraf makinası markasının web sitesine tercih eder hale geldiler. Bunun sebebi fotoğrafla ilgilenen kişilerin, fotoğraf makinasının teknik özellikleri kadar, belki de daha fazla, fotoğraf çekim teknikleri, fotoğraf çekilebilecek yerler gibi yüzlerce farklı konuyla ilgili bilgiye de ihtiyaç duymaları idi.

Bu noktada markaların yapması gereken, ürün ve hizmetleriyle alakalı içerikleri web sitelerine taşımaları. İçeriği kendileri üretmeleri veya kullanıcılara içerikleri üretip paylaşabilecekleri ortamlar sunmaları.

İnternet’in gazete, dergi ve televizyon gibi bir mecra olmadığını unutmayın. Geleneksel mecralarda hedef kitleniz sadece neyi okuyacağına veya neyi seyredeceğine karar verme şansına sahiptir.

Ancak internet’in ve web 2.0 sürecinin sunduğu fırsatlar, insanları sadece okumakla veya seyretmekle sınırlamıyor. İnsanlar artık kendileri bloglarda, sosyal medya ortamlarında yazıyor, başka yazılara yorumla katılıyor, videolarını, seslerini ( podcast ) yayınlıyor…

Hedef kitleniz geleneksel iletişim kanallarında pasif rol alırken, internet ortamında aktif olarak yer alıyor.

Yapmanız gereken kurumsal web sitenizde veya oluşturacağınız yeni bir sitede ( marka sitesi, ürün sitesi, topluluk sitesi..) içerik sunmaya, insanların içeriklere aktif olarak katılımını sağlamaya başlamanız.

Unutmayın! İnternet kullanıcıları için öncelik, aradıkları içeriğe ulaşabilmeleri… 

Sosyal medya ve markalar

Biraz önce Yüce Zerey’in Pazarlama Trendleri adlı bloğunda okuduğum “Neden markaların online topluluklarının çoğu başarısız oluyor?” başlıklı yazı, markalar ve sosyal medya üzerine aklıma şu örneği getirdi;

“Patronu olduğunuz bir şirkete çalışan olarak yeniden başlamak”

Düşünün ki çok büyük bir şirketin patronusunuz. Herkes sizi seviyor. Sayıyor.
Ertesi gün o şirkette işe yeni başladığınızı varsayın.
Patron olmak için, patron olamazsanız dahi başkalarının sevgisini ve saygısını kazanmak için çabalamanız gerekir.
Herhangi bir çalışan olarak başladığınız yeni bir işte patron olarak davranamazsınız..

Geleneksel mecralardan internet’e geçişte yaşanan en büyük sıkıntı da bu.
Markalar geleneksel mecralarda elde ettikleri gücü aynı yöntemlerle internete de taşıyabileceklerini düşünüyorlar.
Evet marka değeri, algısı belki yüksek olmaya devam ediyor.

Ancak kullanıcıların markanızın web sitesinde vakit geçirmesini, başkalarına ürün ve hizmetlerinizi tavsiye etmelerini istiyorsanız internette de bir güç elde etmelisiniz.

Bence buda imkansız değil. Tek sorun yöntemlerinin eski olması.
Yeni bir ortamda, ortama ayak uydurmak gerekir.
Şu an markaların yaşadığı süreç bence bu…

Origami Banner, Pull Banner, Tear Off Banner

ReklamZ banner uygulamaları

Internet kullanıcılarının hem karşılarına çıkış şekli hem de tıklandığında elde edecekleri sonuç bakımından memnun olabilecekleri banner tasarımları geliştirmek, internette banner reklamcılığı için en doğru yaklaşım olarak görünmekte.

Bu konuda ajanslara gerek kampanya bütünlüğü gerekse yaratıcı banner çalışmaları bakımından çok iş düşüyor.Internet reklamcılığı konusunda hizmet veren ReklamZ‘nin yeni banner uygulamaları site ziyaretçilerinde şaşırtıcı bir etki yaratabilmeyi hedeflemiş.

İlgilenenler için Origami Banner, Pull Banner, Tear Off Banner şeklinde adlandırılan bannerların ne şekilde çalıştığı ve örnek görüntülerine buradan ulaşılabilir.

E-ticaret sitelerinin markalaşma ihtiyacı var mı?

2007 yılında başlayan “İnternette bizde iş yapalım” hareketi 2008 yılında da devam ediyor. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik daralma, nitelikli işsiz sayısındaki artış, her geçen gün kepenk kapatan esnaf…
Tablo bu şekilde olunca Türk girişimcisi internet’e iyici kafa yormaya başladı.
Başladı da… Da’sı var..

Özellikle e-ticaret konusunda her gün yeni bir web sitesiyle karşılaşıyorum.
“Bunda ne sorun var?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Sormadıysanızda ben sizin yerinize sormuş olayım.

Sorun şurada. Benim incelediğim bir çok e-ticaret sitesi Kurumsal Kimlik oluşturma ve markalaşma adına henüz hiç bir adım atmamış durumda. Bir çoğu hazır e-ticaret yazılımlarıyla yola çıkmış. Bir şekilde ürün tedariği konusunda bağlantılarını yapmış. Siteyi açmış.
Ancak Marka yatırımı bir çoğunda sıfıra yakın.

Site logolarının çoğu başarısız. Tasarımların bir çoğunda karışıklık hakim. Sitede kampanya yapılırken kullanılan görseller ve metinler tüketiciye doğru mesaj veremez durumda. Kısacası bir çok sitede Kurumsal bir marka imajı oluşturulamamış.

Bu durum siteye ilk defa gelen bir internet kullanıcısını kazanmak adına büyük bir sorun yaşatacaktır.
Özellikle tio.com.tr’den sonra ( cimri.com’da bu pazarı geliştirecek ) internet üzerinden satış yapmak için daha doğru adımlar atılması gerekiyor. 2000′li yıllarda yola çıkıp başarılı olan e-ticaret sitelerinin geçirdiği süreçleri geçirerek başarılı olmak neredeyse imkansız. Artık çok daha farklı adımlar atılmalı, markalaşmayı başaran şirketlerin her zaman daha güçlü olduğu gerçeği internet ortamında da unutlmamalı.

e-ticaret sitesi kuracaklara ve kurmuş olup bahsettiğim sorunları yaşayanlara bir kaç tavsiye;

  1. Logo tasarımının önemini hafife almayın. Logo tasarımı için bir ajans veya konusunda uzman bir freelance tasarımcıdan destek alın.
  2. Sitenin yapımında hazır bir e-ticaret paketi kullanılmış olsa dahi, tasarım içerisinde yer alan görseller ve bannerlar konusunda digital hizmetler sunan bir ajanstan veya bir freelance tasarımcıdan destek alın.
  3. Site içerisinde kullanılan metinlerde Türkçe’yi doğru kullanmaya dikkat edin. Mümkünse bir ajanstan veya freelance metin yazarından destek alın. 
  4. Reklam ve tanıtım için bütçe ayırın. Google gibi kelime bazlı reklam modelleri kullanın.
  5. Kendi kategorilerinde başarılı blog yazarları ile alternatif tanıtım yöntemleri için görüşün. Gözünüzü hurriyet.com gibi yüksek trafikli ancak düşük bütçeli reklamlarla geri dönüş potansiyeli olmayan kanallara dikmeyin.
  6. Siteniz ve kampanyalarınız ile ilgili duyuruları yaparken basın bülteni kullanın. Kurallarına uygun olarak hazırlayacağınız basın bültenlerini ilgili basın mensuplarına, blog yazarlarına ve haber ajanslarına gönderin. Mümkünse basın bülteni hazırlanması konusunda bütçenize uygun bir PR ajansından destek alın.
  7. Göndereceğiniz ilk basın bülteninden sonra haberlerinizin her yerde çıkmasını beklemeyin. Markanızın ( sitenizin ) tanınması için zamana ihtiyaç olduğunu unutmayın.
  8. Internet’in iş yapış sürecini değiştirmiş olduğu gerçeğinin, markalaşmanın değerinin kalmadığı anlamına gelmediğini unutmayın.

Markalaşma sürecinin bu kadar basite indirilebileceğini düşünmek çok büyük bir hata olacaktır. Ancak özellikle küçük girişimcilerin sınırlı bütçelerle yola çıktığını düşündüğümüzde, bazı temel kuralları unutmamalarında fayda var.

Yaman Gezgin Kayboldu!

Yaman Gezgin Kayboldu
Ülker’in internet’te çok doğru adımlar attığını daha önceki yazılarımda da belirtmiştim.
Bu doğru adımlardan bir kaçı da markaları için hazırladıkları advergame’ler.
Bir çoğunda sevgili Alemşah Öztürk’ün imzası var.

Yaman Gezgin Kayboldu da gayet başarılı bir kampanya  olarak gündemimize geldi.
Oyun ile ilgili bazı blogculara özel tanıtım paketleri gönderildi.
Bir tanesini de bana göndermişler. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Bu teşekkür bana bir hediye paketi göndermelerinde de ziyade blogcuların öneminin farkında oldukları için…

GIA Grand Interactive Awards 2007

Benimde juri olarak görev aldığım organizasyonun çağrısı şu şekilde;

İNTERAKTİF DEVRİMİN ÖNCÜLERİ!
Bu ödül sizin için.

Reklamlar izlenmiyor, ilanlar okunmuyor, mesajlar artık hedefini vurmuyor. İtiraf ediyoruz; geleneksel yöntemlerimiz iflas ediyor.
Bizim devrimcilere ihtiyacımız var. Tüketiciyi her yerde yakalayacak, iletişimin çift yönlü olduğunu hatırlayacak,
ona seslenmeyi bırakıp onunla konuşacak interaktif devrimcilere…

Konuyla ilgili detaylı bilgiye MMI web sitesinden ulaşabilirsiniz.

Rixos Second Life’da!

Diğer bir çok haberde olduğu gibi bu haberi de kendim başka bir sitede okudum.
Yani Rixos şirketi veya Rixos’un PR ajansı konu ile ilgili basın bülteni bana göndermiş falan değil.

Rixos’un Second Life’da yer alması ile ilgili habere buradan ulaşabilirsiniz.

Amaç medyada yer alabilmek için bir gerekçe üretebilmekse Second Life biçilmiş kaftan.

Öyle ya bizim medyamız Second Life ve youtube gibi eğlencelik konulara çok meraklıdır.

Şirketlerde nabza göre şerbet vermekten başka çare bulamaz haliyle…

Second Life medyada haber olmak dışında bir değer üretemez mi?

Bu soruya cevap verecek Second Life bilgisine sahip değilim. Second Life da yer almanın gereksiz olduğunu söylemek çok yanlış olur. Ancak benim kişisel görüşüm markaların interneti pazarlama süreçlerinde kullanmaya başlamaya karar verdiklerinde başlangıç noktalarının kendi web siteleri olması.

Rixos da tahminimce bu süreci başlattı. Önümüzdeki günlerde internet’i daha aktif olarak kullandıklarını göreceğiz.

Ancak başarılı bir web sitesi yapmak, Second Life, Youtoube gibi popüler sitelerde yer almak kadar internet kullanıcılarına bu bilgiyi doğru kaynaktan yaymak ta önemli.

Benim tüm şirketlere tavsiyem, internette konuşulmaya değer bir yenilik yaptıysanız, öncelikle internet ve pazarlama ile ilgili yazılar yazan blogculara da bir haber göndermeniz.

10 tane blog yazarının bir şirketin internette yaptığı yeni bir uygulamayı yazması bence Hürrriyet ekonomi sayfasında haber olmaktan çok daha büyük katma değer sağlayacaktır.

Vestel ve Garanti Emeklilik Second Life’da yer almışlar

Yazıma başlamadan önce kısa bir açıklama yapmamda fayda var. Ben Second Life oyununu hiç oynamadım. Oyun hakkında bilgim işim gereği konuyu takip etmemden kaynaklanıyor.

Bu oyun hakkında benden daha az bilgili olanlar için biraz bilgi verecek olursak;

Second Life internet üzerinde oynanabilen üç boyutlu, insanların kendilerine gerçek hayatlarının dışında siber bir yaşam oluşturmalarına yönelik oyun. Oyun içerisinde çeşitli mekânlar oluşturmak, sosyalleşmek mümkün.
Bu oyunda ilerleyebilmek, daha doğrusu daha kaliteli bir yaşam sürebilmek için para harcamanız gerekiyor. Oyun ile ilgili çeşitli hizmetler ve danışmanlıklar veren kişilerin gerçek dünyada da para kazanabildiğini duyuyoruz.

Marketing Türkiye dergisinde bir kaç aydır Özgür Alaz’ın Second Life ile ilgili yazılarını okuyoruz.
Marketing Türkiye gibi önemli bir derginin bu konuyu içerik haline getirmesi Vestel ve Garanti Emeklilik gibi şirketlerin ilgisini çekmiş olacak ki bu şirketler oyun içerisinde marka olarak yer almaya karar vermişler.
 
Teknoloji ve internet konularında içerik sunan bazı web sitelerinde, gazetelerde ve bilgisayar/internet konulu yayın yapan bazı dergilerde konuyla ilgili haberler yayınlanmış. Bende bu konu ile ilgili Vestel ve Garanti Emeklilik haberlerini ilk defa geçtiğimiz günlerde gazetede okumuştum.

Takip ettiğim internet ve pazarlama konulu bloglarda bu haberlerler ilgili bir yorum’a rastlayamadım.

Google’da arama yaptığımda, Vestel’in kendi web sitesinde başarıyla yürüttüğü basın bültenleri sayfasında yayınlanan bu haberi aynen kendi bloğuna taşıyan bir kaç kişiyi ve Garanti Emeklilik web sitesinde yer almamasına rağmen bir şekilde internetten ilgili haberi bulup bloğuna taşıyan kişileri, bu gelişmeleri yorumlamış olarak saymazsak, Bildirgec.org’da yayınlanan bu yazı hariç konuyla ilgili hiç bir blogcu yorumuna rastlayamadım.

Second Life’da bir Türk markasının yer alması o markaya ne katar? Oyunun içinde yer alan markaya bir değer üretir mi? Bu şirketlerin potansiyel ve mevcut müşterileri gözünde marka algısını olumlu etkiler mi?
Aklıma ilk gelen sorular bunlar.

Benim ilgi alanıma en çok giren soru ise şu;

Bu gelişme neden blogcuların gündemine girmedi?

Bu soruya verilebilecek cevaplar şu şekilde olabilir;

1- Bu konuyla ilgili yorum yazabilecek blogcular Second Life oyununu çok fazla bilmedikleri için konuya yorum getirmemeyi uygun görmüş olabilirler.

2- Bu haber blogcuların çok da ilgilerini çekmemiştir. Ve kendi bloglarında yorum yazmamışlardır.

3- Sadece basın mensuplarına duyurulan bu haber blogculara da duyurulmadığı için blogcuların bu gelişmeden haberi olmamıştır.

4- Blogcular bu gelişmeden kendileri bir şekilde haberdar olmuştur. Ancak bu şirketlerin kurumsal iletişim yetkilileri ve/veya PR ajanslarıı bu konuyu basın mensuplarına duyurduğu gibi gibi blogculara duyurmadığı için bu konu hakkında yazı yazma gereği duymamışlardır.

Her blogcunun cevabı farklı olabilir.

Ancak kesin olan şu ki blogcuların gündemine girmek o kadar da kolay değil.

Alogaranti’nin ana menüsü işe yarıyor mu?

Garanti Bankası’nın 444 0 333 no’lu telefon bankacılığı şubesinden yapmak istediğim işlem;
Değişen kredi kartımda soyadım yanlış yazıldığı için kurye tarafından getirilen ancak benim teslim almadığım yeni kredi kartının üstündeki Soyadımı düzeltmek.

Telefondaki menüleri okuyan otomatik sistem “Kredi Kartı İşlemleri için 3′e basınız” diyor. Burada alternatif alt menuler var. Her biri kart numaramı istediği için hangisine numarasız ulaşırım diye telefonu 5 defa kapatıp tekrar aramak suretiyle şansımı deniyorum.

Sonuca ulaşamayınca sinirlenip 444 0 338′den Garanti Bankası haklı müşteri hattını arıyorum.
Alo Garantide uygun menü bulamadığımı, biliyorsa telefondaki kişinin söylemesini sitiyorum.

Oda bana aynen şunu diyor “5 numaralı Internet şubesi destek hattı ve diğer işlemler seçeneğinden sonra 4′e basın”

Bende telefonu kapatıp tekrar Alogarantiyi arıyorum.
5 numaralı menüde diğer ifadesi geçmiyor. “Internet şubesi destek hattı ve parakart işlemleri için 5′e basın” diyor.
5′e basınca diğer işlemler için 4′e basıyorum. Ve müşteri temsilcisiyle karşılaşıyorum.
Yani kart numaram veya telefon şifrem yoksa yapmam gereken 5′e daha sonra 4′ü tuşlamam.
Ancak 5numaralı menüden bunu anlamam imkânsız.

Bu kadar zahmetten sonra soyadı hatasını ancak şubeyi aramak suretiyle değiştirebileceğimi anlıyorum.

Sonuç.

Alo Garanti Şubesinin 5 numaralı menüsünde “diğer işlemler” ifadesi olmalı.

İnsan şunu düşünüyor. Alogaranti gibi işlek bir sistemin ana menüsü nasıl olurda bu kadar hatalı hazırlanır.
Şuda bir ihitmal tabi. Kart numarası, telefon şubesi olmadan işlem yapmayı ne kadar zor yaparsak insanlar okadar çok bu numaraları öğrenir.

Eee peki benim durumumda olan  ne yapacak?

30 dk uğraş canım sende. Ne olacak ki???