'Sosyal Medya' Kategorisi Arşivi

Kurumsalhaberler.com BLOG

Kurumsalhaberler.com BLOG

Kurumsal blogların önemine çokça değindim bu sayfalarda.
Kendi projemiz olan Kurumsalhberler.com’un da bir kurumsal bloğu olsun istiyorduk.
Herhalde zamanı geldi ki sonunda yayına aldık.
Kurumsalhaberler.com BLOG’da ağırlıklı olarak PR 2.0 üzerine yazılar yazacağız.
Haliyle sosyal ağlar ve bloglar gibi web 2.0′ın önemli aktörlerine, yani kullanıcı tarafından oluşturulan içeriğe de değineceğiz.

RSS adresimizi takip listenize alır, yorumlarınızla bloğumuza katkıda bulunursanız çok memnun olurum.

* TechCrunch & Webrazzi Meetup’la ilgili yazımı Kurumsalhaberler.com BLOG’da yayınladığım için burada yer vermedim. Özetlemek gerekirse “Bravo Arda Kutsal. Çok önemli bir iş başardın!”
  

Blog ödülleri sahiplerini buldu

Sevgili Eray’ın yoğun çalışmaları ve Microsoft’un ana sponsorluğu ile hayata geçen Blog Ödülleri organizasyonu dün Galatasaray Üniversitesinde gerçekleşti.

Halk oyları ile belirlenen en iyi blogların ödüllendirildiği gece öncesi Blog Konferansının ikincisi de gerçekleşti.

Benim en fazla dikkatimi çeken Mehmet Doğan’ın zihinlerimizi açan başarılı sunumu oldu.

Mehmet’in sunumunu mutlaka dinlemenizi isterdim. Ancak kendisi bize özde şunu söyledi.
Şirketler için her geçen gün önemini artıran şey bilgi, veri, zaman gibi kavramlar değil, “ilgi” idi.
Yani insanların ilgisini çekebilmenin şirketlerin başarısını etkileyecek en önemli faktör olduğunu çok başarılı bir şekilde anlattı.

Zeynep Özata ise akademisyenliğini akıcı uslübuyla birleştirerek başarılı bir sunum yaptı.

Konferans programı içerisinde yer alan paneller, bilgilendiriciliğinden çok eğlendiriciliğiyle tüm dinleyicileri kahkahalara boğdu.

Kısacacı organizasyonda hiç bir eksik veya sorun görmedim desem yeridir.

Kazananların tam listesine Blog Ödülleri web sitesinden ulaşabilirsiniz.

Şirket bloğu nedir?

Biraz önce arkadaşım Alper Akcan’ın bloğunda bir yazı okudum.
Alper’in yazısı bir kurumsal derginin son sayısında şirket blogları ile ilgili çıkan yazı ile ilgili idi.

İlgili kurumsal dergi internet üzerinden de içeriğini yayınlıyor.
Derginin şirket bloglarını konu yapması, içeriğin internet ortamında yayınlanması gibi bir çok takdir edilecek çalışma var.

Ancak benim dikkatimi çeken yazı içerisinde şirket bloglarına verilen örnekler.

Yazıdaki hiç bir örnek şirket bloğu örneği niteliği taşımıyor.
Zaten ülkemizde medyanın ilgisini çekecek büyüklükte şirketlere ait bloglar yok.

Bloglar pazaralama dünyası için yeni bir kavram.
Haliyle şirket bloğu, kişisel blog gibi kavramlar da kafa karışıklığı yaratıyor.

Şirket bloğu için bir tanım yapmak yerine özelliklerini maddeler halinde sıralamak istiyorum;

1- Yazarlar şirketin çalışanları olacak.
2- Yazıların ağırlığı şirket’in kendisi ve ürün/hizmetleriyle ilgili olacak.
3- Yazıların içeriği bir metin yazarı veya ajans tarafında düzenlenmeyecek. Yazarın yazısı olduğu gibi yayınlanacak.
3- Okuyucular yorum yazabilecek.
4- Yorumlar denetlendikten sonra yayına alınacak. Hakaret ve iftira olmadığı sürece eleştirilere müsade edilecek.
5- Yorumlara cevap yazılacak.
6- Bağlantı ( Link ) paylaşımı, güncel olma, en çok yorum alanlar, en çok okunanlar, arşivler gibi klasik blog yapısına sadık bir görünüm sunulacak.

Altıncı madde tartışmaya açık olsa dahi, diğer maddeler gerçek bir şirket bloğu için değişmez maddeler.

Burada görünen en büyük zorluk yorumlarda.

Yorumları denetlemek, eleşirileri yayınlayabilmek ve cevap verebilmek.

Yorumların bizzat yazar tarafından denetlenmesi ve cevaplanması en doğru çözüm.

Ancak bu noktada sorun başlıyor. Zira olumsuz eleştirilere verilecek cevabın şirket yönetiminin görüşleriyle ne kadar uyuşacağı soru işareti.

Sizin anlayacağınız Türkiyede açılacak şirket bloglarının yumuşak karınları yorumlar.

Her türlü eleştiriye açık olacak, blog yazarının kendi bildiği şekilde eleştirilere cevap vermesine müsade edecek bir şirket ülkemizde var mı?

Bence yok…

Olmaması da gayet doğal.

Bırakın blogları internet ve şirketlerin kendi web siteleri bile şirketler tarafından henüz önemli bir güç olarak kabul edilmiyor.

Aslında bu durum dünyada da çok ta farklı değil.

WordPress’in bir aydır kapalı kaldığı bir ülkede, bu şekilde düşünen şirket yöneticilerini ne kadar fazla suçlayabiliriz?

Onuda siz düşünün.

Şimdilik blog tadında, internet kullanıcıları ile daha samimi bir temas kurmak isteyen şirketleri yermek yerine övmek de fayda var.

Tabi gerçek bir bloğun ne olduğunu unutmamak kaydıyla…

Blog ve blogculuğun tanımı

Bu aralar bloglar ile ilgili okuduğum kitaplarda birçok tarif ve tanımlama ile karşılaşıyorum. Türkçe’ye çevrilmiş, Blog dünyasını çok iyi bir şekilde anlatan Çıplak Sohbetler kitabı ( Naked Conversations ) ve çok da başarılı bulmadığım diğer kitapların hiç birinde yapılan tarifleri ben kendi adıma yeterli bulmadım.

Hiçbir tarif benim beğenerek okuduğum blogcuları ve blog yazarken kendi dikkat ettiğim esasları tam olarak bir araya getirememişti.

Kendi adıma blog ve blogculuğun tanımını yapmanın zamanı geldi de geçiyor diye düşünürken kendimi bu yazıyı yazarken buldum.

Blog ve blogculuğu anlatmak için hepimizin aşina olduğu bir tanımlamadan yola çıkacağım

Fotoğrafçı kimdir?
Günümüzde cep telefonları sayesinde hemen herkesin fotoğraf çekme olanağı var. Ancak her fotoğraf çeken veya elinde en gelişmiş fotoğraf makinası olan kişiyi fotoğrafçı şeklinde tanımlamıyoruz.

Fotoğrafçı denilince hepimizin aklına fotoğrafçılık ile ilgili belirli bir fotograf birikimine sahip, fotoğraf çekmeye az veya çok zaman ayıran, fotoğrafçılığa gönül veren kişiler geliyor.

Amatör fotoğrafçı ile profesyonel fotoğrafçıyı bir birinden ayıran ise bilgi veya tecrübe birikimi değil, profesyonellerin fotoğrafçılık sayesinde gelir elde ediyor olması.

Bloğu tanımlamak yerine blogcu’yu tanımlamak gerekli!

Yazımın başında belirttiğim gibi fotoğraf çeken herkese fotoğrafçı demiyoruz. O zaman blogspot, blogcu veya wordpress gibi çeşitli blog servislerini kullanarak yazılar yazan herkese de blogcu diyemeyiz.

Blogculuğa uygun bir web sitesi altında veya kendi oluşturduğu bir site içerisinde yazı yazan kişi, yılların gazetecisi de olsa, iş dünyasında sözü geçen birisi de olsa, yazıları çok başarılı, çok etkili de olsa birazdan bahsedeceğim özelliklere sahip olmayan, bu özellikleri bloğunda göstermeyen hiç kimse bence blogcu olarak tanımlanamaz.

Blogcu kimdir?
Blogcunun kim olduğunu bir cümlede tarif etmek benim için çok zor olsa da kısaca şöyle tarif etmeye çalışalım;

Blogcu; dönemsel olarak internette yazılar yazan, yazılarına olumsuz da olsa yorum eklenmesine müsaade eden, yazdığı konu hakkında birikim sahibi, eleştiriye açık, kendisiyle aynı konuda yazan blogcuları takip eden, blog dünyasına yorumlarıyla katılan, şeffaf ve samimi olabilen, dil bilgisi çok iyi seviyede olmasa dahi kafasındakileri yazıya dökebilen kişi olarak tanımlanabilir.

Bu tanımı biraz daha detaylı bir şekilde incelersek;

1- Blogcu internette kendisine, çalıştığı kuruluşa veya başkalarıyla birlikte oluşturduğu bir gruba ait web sayfasında dönemsel olarak yazı yazan kişidir. Dönem olarak günde bir kaç defa, her gün veya haftada bir gün seçilebilir. Haftada bir gün’ü aşan dönemler blogcu olmayı zorlaştırır. Zira sık güncellenmeyen blogların kendi takipçilerini oluşturması çok zordur.

2- Blogcu tarafından yazılan yazıların başkaları tarafından takip edilmeye değer olması, yani yazıyı yazan kişinin görüşlerine, fikirlerine ve yorumlarına itibar ediliyor olması gerekmektedir. İtibarı gösteren bir kişi de olabilir bin kişide. İtibarı gösteren dünyanın en bilgi kişisi de olabilir, en bilgisizi de. Yani blogcunun yazdığı yazı bir kişi bile tatmin etse, o blogcuyu sadece bir kişi takip etse yeterlidir.

3- Blogcunun yazdığı yazıların bir konu bütünlüğünde olması ( yeme-içme, moda, internet vb ) blogcunun farkedilmesi ve takip edilmesi için bir avantaj olsa da, blogcu kendi bloğunda dilediğini yazabilir. Bir gün siyaset yazıp diğer gün teknoloji yazmak tamamen kendi seçimidir. Ancak şu unutulmamalıdırki bir bloğun takip edilmesinin en büyük sebebi, takipçilerin o blogdaki içeriğe değer vermesidir. Bir blogcunun her konuda takip edilemeye değer birikimde olması çok zordur.

4- Blogcu, yazdığı yazılar hakkında yapılan olumsuz eleştirileri ve yorumları sayfasında yayınlayabilmeli, hata yaptığında hatasını yazılarında açıkça belirtebilmeli, yazısını yazarken esinlendiği, bilgilendiği ve kaynak olarak kullandığı diğer web sayfalarına veya başka blog yazarlarının yazılarına bağlantılar vermelidir.

5- Blogcunun belkide en önemli özelliği başka blog yazarlarını da takip ediyor olması ve kendisiyle ilgili konularda yazılmış blog yazılarına yorumlarıyla katılmasıdır. Blogcular yazmaktan çok okumaya ve yorum yazmaya vakit ayırır. Zira blogculuk kendi bildiğini etrafa yaymak değil, bilgiyi paylaşmak, paylaşılanlardan edinilen kazanımlarla yeni fikirler ve görüşler elde etmektir.

6- Blogcunun dil bilgisi çok iyi olmayabilir. Ancak kafasındaki düşünceleri yazıya dökebilecek ve okuyanların anlamalarını sağlayacak bir yazım diline sahip olması gerekmektedir.

7- Blogcu yazılarında ve hitaplarında dilediği şekilde hareket edebilir. Örneğin yorumlarıyla katılan kişilere cevap verirken Mehmet, Mehmet kardeşim, Mehmet arkadaşım veya Mehmet bey gibi ifadeler kullanmak tamamıyla kendi seçimidir.

Blog nedir?
Blogcuyu tanımladıktan sonra, blogcunun oluşturduğu bloğuda tanımlamamız gerekir.
Blog, bir kişi veya grup tarafından yazılan yazıları web sayfasında ters kronolojik sırayla otomatik olarak düzenleyebilen, yazılara yorum yazılmasına, yazı ve yorumların RSS ile takip edilmesine fırsat veren, tercihen teknik bilgi gerektirmeden yazar tarafından yönetilmeye uygun web sayfasıdır. Blogcu tarafından yazıların yazılara ve veya bloğun ana sayfasına başka bir web sayfası/blog tarafından bağlantı ( link ) verildiğinde, bloğun yönetim ekranında bunun takip edilebilmesine olanak sağlayan bir özellik olması çok önemlir. Bu sayede blogcu kendi yazılarına başka bloglarda verilen bağlantıları takip etme ve o bloğa gidip yorum yazma olanağına sahiptir.

Neden blog ve blogcu şekilde ingilizce ifadeler kullanıyorum?
Blog yazmaya başladığım ilk dönemlerde yazılarımda blog yerine e-günlük ifadesini kullanmaya özen gösterdim. Türkçe konusunda mümkün olduğu kadar hassas davranmaya çalışıyordum. Zamanla blog ve blogculuk kelimelerinin e-günlük, sanal ortam günlüğü, internet güncesi gibi kelimelerle ifade edilmelerinin imkânsız olduğunu farketim. Web ve log kelimelerinden oluşmuş blog kelimesi, aslında İngilizce içinde yeni bir kelime.

Blog kelimesini olduğu gibi kullanırken blogger yerine blogcu, blogosfer yerine blog dünyası, blogum yerine bloğum demeye de özen gösteriyorum. Blog yazarı yerine blogcuyu tercih ediyorum. Çünkü yukarıda anlattıkların blogculuğun sadece yazmaktan ibaret olmadığını gösteriyor.

Sonuç
Blog açmak çok basit bir iş olsada blog yazmak, blog yazılarınızı takip edilebilir hale getirmek ve yazılarınıza yorum almak hiç de kolay değildir.

Hele blogcu olmak çok daha zor bir iştir. Bilmek, takip etmek, yazabilmek, yorumları cevaplayabilmek ve bu süreçte itibar kazanmak zor ama keyifli bir süreçtir.

Belkide en güzeli, bu süreçte yüz yüze gelmediğiniz, sesini duymadığınız kişilerle 40 yıldır tanışıyormuş gibi sadece yazışmalarla yeni arkadaşlıklar başlatmak..Kendiniz gibi düşünen, sizinle aynı fikirleri paylaşan kişilerle tanışıyor olmak.

Tanımlamalarımda eksikler olabilir.  Bu tanımlamalara katılmayanlarda olacaktır.

Yorumlarınızla katkıda bulunursanız memnun olurum.

Konuyla ilgili yazımı hazırlarken okuduğum blog yazıları;

http://selimtuncer.blogspot.com/2006/12/u-blog-szn-bir-tatlya-balasak-m.html

http://blog.wolkanca.com/beyaz-blogcu-ve-siyah-blogcu/

http://netgunlugu.blogspot.com/2007/06/gnlk-deil-blog.html

http://www.turkerkeskinpala.net/okyanusotesi/2007/07/08/turk-blog-dunyasi-sekilleniyor/

Cumhuriyetime sahip çıkıyorum bandı!

2007_05_01.jpg

Biraz önce farkettiğim www.iyisay.com sitesi, son günlerde oluşan tepkiyi internetteki yayıncılarla dile getirmeyi hedefliyor.Alan adı 29 Nisan’da alınmış.
Tasarım gayet güzel.
Kodlama başarılı.
Kullanımı çok kolay.

Buradaki tek satırlık html kodunu alıyorsunuz.

Ekliyorsunuz sitenizin html kodlarına.

Başlıyorsunuz internette tepkinizi göstermeye.

Çok başarılı bir proje.

Elinize, aklınıza sağlık..

Birinci golün şaşkınlığını üzerimizden atamadan kalemizde ikinci golü gördük!

001.jpg

Başlığı aldanıp bu yazımda futbolla ilgili bir konuya deyineceğimi sananları hemen uyarayım. Web 2.0 bu yazımın konusu. Başlığımı atarken bana ilham veren ise ülkemizdeki şirketlerin halâ internetin önemini anlayamamış olması, yedi sekiz sene öncesinde kalmış yaklaşımlarla daha yeni yeni tanışmaya başlamış olmaları.

Milli Futbol takımımıızın ve kulüp takımlarımıızın yurt dışında oynadığı maçlarda, maç anlatanlardan ( spiker gibi bir kelimeyi kullanmak istemedim ) duymaya alıştığımız bir ifadedir bu.

Galatasaray’mı, Fenerbahçe’mi yoksa Beşiktaş’mı şampiyon olacak diyerek futbolumuzda bir türlü gelişim sağlayamamamızın, kendi içimizde başarılarla yetinip yurt dışını çıkınca şaşırıp kalmamızın bir göstergesidir aslında bu cümle.

Edirne’den dışarı çıkamayan şirketlere, yurt dışında albümü satmayan sanatçılara, Avrupada başarılı olamayan sporculara, kısacası kendi içine kapalı bir başarı sistemine mahkûmiyetimizin futbola yansıyan sloganıdır.

Peki, nedir bu web 2.0?

2.0 ifadesi önceden hazırlanmış bir programın veya yazılımın yeni sürümü olarak algılansa da web 2.0, web sitelerinin yani internet şirketlerinin kullanıcılara olan yaklaşımının değişimini simgeliyor.

Bu yaklaşımın temelinde ise internet kullanıcılarına bir içeriği veya sınırları çizilmiş uygulamaları sunmak yerine, onlara mümkün olan en fazla esnekliği sunmak, içeriğin kullanıcılar tarafından oluşturulmasına olanak sunmak ve bu içeriklerin başkaları ile paylaşılabilmesini sağlamak yatıyor.

Teknoloji ve yazılım alanındaki gelişmelerin de web 2.0’ın oluşmasına katkısıda yatsınamaz derecede. Global anlamda internet bağlantısı ve veri depolama maliyetlerindeki düşüş, bununla birlikte bağlantı hızlarındaki artış ( işallah ülkemizde bu durumdan bir gün nasibini alır ), Ajax gibi esnek programlama tekniklerinin daha fazla kullanılmaya başlanması, web 2.0 uygulamalarının ortaya çıkabilmesinde önemli faktörler arasında yer alıyor. Youtube’da depolanan video görüntülerinin web sunucularında ( serverlar’da ) kapladığı alan ve bu videoların görüntülenmesi için kullanılan bant genişliği bu duruma en iyi örnek.

Web 2.0’ın doğmasında diğer önemli pay sahibi ise Reklamveren’in internete olan ilgisinin ve bütçelerinin artmış olması. Web 2.0 sitelerinin bir çoğu kullalanıcılara tamamen ücretsiz hizmetler sunuyor. Bu hizmetleri sunarken oluşan maliyetlerin karşılanabilmesi, en önemlisi kâr edilebilmesi için en önemli kanalı reklâm gelirleri oluşturuyor.

Web 2.0’ın oluşmasında sunduğum teknolojik mailiyetlerin düşmesi ve reklam gelirlerinin artması şeklindeki temel avantajlar ülkemizde maalesef görülemiyor. Internet bağlantı hızımız yavaş, kullanıcıların bağlantı maliyetleri yüksek, web 2.0 web sitelerini oluşturacak şirketler için sunucu ve veri trafiği maliyetleri yüksek. Ve en önemlisi reklamveren henüz web 1.0’ı bile anlayabilmiş değil. Henüz ismini duyduğu ama geri getirisini tam olarak analiz etmediği büyük portallara küçük bütçeler ayırmakta.

Bu duruma rağmen ülkemizde başarılı web 2.0 örnekleri mevcut. Bunun sebebi ise kullanıcı odaklı düşünebilen, teknolojinin sunduğu önemli yazılım fırsatlarını iyi kullanabilen başarılı insan kaynağımızın olması.

go2web20.net web sitesinde başarılı örnekleri görebilme olanağına sahip olacaksınız.

Web 2.0 hakkında başarılı yorum ve analizleri ile dikkat çeken Arda Kutsal’ın hazırladığı webrazzi.com’u da mutlaka takip etmenizi öneriyorum.

Hepimize iyi bayramlar.